Arz’ın ruhu ve zehiri

İnsanoğlu Arz’ın yani Yerküre’nin üzerinde mi yoksa içinde mi? İnsan her ne kadar yeryüzünde yaşasa da yerin derinliklerinden gökyüzünün en uzak yıldızlarına kadar uzanan çalışmaları ve hayalleri vardır.

İbn-i Sina “Yerin derinliklerinden Zühal’ın (Satürn gezegeni) arkasına kadar her düğümü çözdüm. Fakat ölümü çözemedim” demiştir. Eski âlimlerin şimdiki gibi imkânları yoktu, ancak akan suların içindeki minerallerden, madenlerden ve volkanlardan yerin derinliklerini anlamaya çalışıyorlardı.

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak insanın halife olarak yaratılması hususunda melaike ile muhaveresinde Arz’ın içinde manasına gelen ibareyi istimal eder. “Arzın içinde halife yaratacağım” der. İşârâtü’l-İ’câz’da bunun hikmetleri izah edilir ve şöyle ifade edilir: “Beşerin bir ruh gibi Arz’ın cesedine nefh ve nüfuz ettiğine ve beşerin ölüp inkıraz etmesiyle Arz’ın yıkılmasına işarettir.” Demek ki beşer veya insanlık şu Yerküre’nin hem ruhu hem de ölümü.

İnsan neredeyse Yerküre, Yerküre de insan demektir. Arz insan ile değerlenmiş ve şenlenmiş, insan da arz ile hayat bulmuştur. İnsanın yapısı itibariyle arzın derinliklerindeki minerallerden, yeryüzündeki envai çeşit canlıdaki gıdadan atmosferdeki oksijene kadar elementlerden müteşekkil bir canlı.

İnsanoğlu arzın içine o kadar nüfuz etmiş ki binlerce metre derinden petrolden, kömüre; elmastan, demir ve uranyuma kadar hazineleri yerin üstüne taşıyor. Adeta yerin altını boşaltıyor. Onlara da bereket ihsan edilmiş ki her gün denizler dolusu suyu boşaltan nehirler gibi bitip tükenmiyor.

İnsanoğlu Ay’a da çıksa uzaya da gitse hayatının önemli bir kısmını metrolarda, tünellerde, madenlerde ve madenlerden çıkardıklarıyla beraber geçiriyor.

İnsanoğlu petrol ve gaz çıkartmak ve ilmî çalışmalar için vurduğu sondaj kuyularıyla yerin 12 kilometre derinine kadar ulaştı. Yerin altı mı esrarengiz yoksa uzayın derinlikleri mi? Her metrede toprağı analiz eden madenciye göre toprak o kadar muazzam bir yapıya ve çeşitliliğe sahip ki 12 kilometre 12 bin âlem demek. İnsanoğlu derinlerden çıkardıklarını beşeriyetin hayrına kullanmasıyla yerin altındaki binler âlemin hayat bulmasına vesile oldu.

İnsanlık tarihinde ilk cinayeti işleyen Kabil kardeşinin cesedini ne yapacağını bilememişti. Habil’i gömmek için kazabildiği derinlik cinayetin ve zehrin ulaştığı en derin noktaydı. Kabil arzı zehirlemek için ilk ve ilkel kazmayı vurmuştu.

Hâlbuki Habil toprağı işlemek ve hayat vermek için kazmıştı. O günden bu yana iyilikler ve kötülükler hep daha da derinlere indi. Sadece insanların değil insanlığın katledildiği toplu mezarlar hep kazıldıkça ortaya çıktı. Yine antik medeniyetler de hep kazıldıkça ortaya çıktı.

Ashab-ı Uhdud’un cinayetleri daha da derine indi. Yaktıkları müminlerin külü sularla yerin derinliklerine dumanları ise semaya çıkarak yeri ve göğü zehirledi. Yeri titretti semayı ağlattı.

Çevre kirliliği ile arz ve toprağın zehirlenmesi günümüzde zirveye ulaştı. Ancak bundan çok daha öldürücü olan manevî zehirlenme inanılmaz boyutlara ulaştı.

Ahir zamanda Ashab-ı Uhdud misali toplulukların çıkardıkları Dünya savaşlarının ve nükleer felâketlerin maddî ve manevî zehri Yerküre’nin can damarlarında dolaşıyor. Geçen asırda elmas, altın ve petrol gibi madenler ve toprak için Asya ve Afrika’nın yarısı köleleştirilmişti. Milyonların can verdiği savaşların zehiri madenlerin derinliklerine kadar indi ve inmeye devam ediyor.

Zehir o kadar hayatî noktalara ulaştı ki koca Yerküre’nin ölümü kaçınılmaz. Bu zehrin panzehiri, ilâcı ve çaresi yok mu? Elbette var! Adalet, hak, hukuk ve bu nimetlere yakışır şekilde şükür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir