Sosyal medya ve izlenen insanoğlu

Sosyal medyadaki şahsî bilgilerin gizliliği ya da mahremiyeti son günlerin önemli gündem maddelerinden birisi haline geldi.

Bilgi ya da malûmat her zaman en önemli güç, ancak bu zamanda bütün zamanlardan daha da önemli hale geldi. Şüphesiz işlenmemiş, değerlendirilmemiş odun yığınları hükmündeki bilgi ya da malûmatın bir değeri yok! 

Uzmanlık, bu bilgileri toplamakla birlikte doğru olarak değerlendirme ve tasnif etmede. Aksi takdirde malûmatfuruşluktan başka bir işe yaramıyor. 

Dünya şimdi müsbet-menfi her türlü cihazla izleniyor, takip ediliyor, bırakılan izler inceleniyor ve arşivleniyor. Yüksek çözünürlüğe sahip uydu sistemlerinden sokak kameralarına, internetten alış veriş kayıtlarına; kan değerlerinden mesajlara kadar yoğun bir izleme gayreti devam ediyor.

Mahsul rekoltesinden çevre kirliliğine, nehirlerin akışlarındaki değişime, suçluların tesbitine ve pazar eğilimlerine kadar ciddî neticeler elde edilebiliyor. 

Gizliliğe önem vermeyen bir haberleşme sistemi kullanıyorsanız kimin kimle mesajlaştığı bile önemli bir bilgi haritası için kâfi! 

Bilen yönetir 

Tabi her şey bundan ibaret değil. Çünkü bilen yönetir. Fransa’nın Kuzey Afrika’yı uzun süre yönetmesinde bölgedeki aşiretleri sosyolojik olarak inceleyen İbn-i Haldu’un eserlerinin önemli bir faktör olduğu söylenir.  

İngilizler, Hindistan’a geldiğinde bitki ve hayvan türlerinden, birkaç bin sene önceki inançlarla ilgili dokümanlardan tarihî eserlere kadar her şeyi çözüp arşivlediler. Koca memleketi iki yüz sene yönettiler ya da sömürdüler. 

Şimdi arşivleme ve takip daha modern imkânlarla daha farklı şekillerde yapılıyor. Konu artık devletler milletler boyutunun çok daha üzerinde. Risale-i Nur’da ifade edildiği gibi devletler milletler mücadelesi artık geride kalıyor. Beşer tabakaları arasındaki mücadele öne çıkıyor. Hürriyet ve demokrasi herkesin meselesi haline geliyor. 

Hürriyetçiler Büyük Birader’e karşı

George Orwell’in İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra yazdığı “Büyük Birader bizi izliyor” dikkat çekici bir kitaptı. Dikta rejimlerinin başında artık eski dönemlerdeki gibi krallar imparatorlar yoktu. Bizden birisi vardı yani kardeşimiz vardı. Ancak büyük kardeşti. İngilizcede ağabey olmadığı için böyle deniyordu. Abi sizi korumak için izliyordu. Sistem dahiyane bir çözüm bulmuştu: Sizi, sizden birisine izletiyor, yönettiriyor ve boyun eğdiriyordu. 

Vaktiyle kitabı, çok kişi aşırı mübalâğalı görüyordu. “Bu kadar kapsamlı bir izleme yapılabilirse elbette geniş bir kontrol ve şiddetli bir istibdat mümkün… Ancak bu kadar izleme mümkün değil” deniliyordu.   

Günümüzdeki izleme ve takip, Orwell’in hayallerinin daha doğrusu korkularının da ötesinde. Kontrol ve istibdat o seviyeye geldi mi? Kimisine göre de gizli istibdat daha da ilerde. İnşallah gizlisiyle açığıyla hiç gelmez ya da çabuk yok olur! Tabi bu da toplum olarak izlemeye göstereceğimiz tepkiye bağlı.

Orwell’in tahmin edemediği belki de her şeyi bizzat devletlerin kendisinin takip etmesi yerine “taşeron şirketlerin kullanılacağı” idi. Bir kısım devletler bu bilgileri parayla alıyorlar. Bir kısmı bilgi vermeyeni ülkesine sokmuyor ya da başka gerekçelerle büyük cezalar kesiyor. Bir kısmı da şifre sistemi iyi değilse şifreleri kırarak almaya çalışıyor. 

Bütün bunlara rağmen dünya çapındaki hürriyetçilerin mukavemeti ve direnişi takdire şayan. 

Onların ve bağımsız mahkemelerin sayesinde bu konular gündemimizde. 

İslâm’ın kırk kişi iken gizlisi yoktu 

Bütün bunlara karşı neler yapılabilir? Her şeyde olduğu gibi burada da ifrat ve tefritten uzak, denge içerisinde, vasatta kalmakta fayda var.  

Şüphesiz her insanın Rabbi ile kendi arasında olan mahrem bilgileri vardır! Bunlar mahfuz kalmak şartıyla bunun dışında çekinecek, endişe edecek hiçbir şeyimiz olmamalı. İçimiz dışımız bir olmalı. Aleni olarak söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi farklı ortamlarda da söylememek gerekiyor. Gıybet etmemek gibi pek çok prensipler zaten bizi aleniyete sevk eder. Risale-i Nur’da ifade edildiği gibi İslâm kırk kişi iken hiçbir gizlisi saklısı olmayarak aşikâre cihana meydan okudu. Şimdi gizliliğe hiç ihtiyaç yok. 

Şeytanların semada taşlanması 

Şunu da unutmamak lâzım: Birilerinin bizden çaldıkları yarım yamalak bilgilerle bizi yönetmelerine ve fesat karıştırmalarına da müsaade etmemek gerekiyor.  

Şeytanların semada taşlanma bahsini hatırlamak gerekiyor. Risale-i Nur’da ifade edildiği gibi mücadele her yerde, her sahada, her zaman devam etmektedir. Yarım yamalak bilgileri kâhinlere getirerek fesada sebep olanlara Cenab-ı Hak (cc) mâni olmaktadır. Bu da yerine göre bilgi gizliliğinin, doğru ve zamanında yayılımı ve ne maksatla kullanılacağı açısından önemli olduğunu gösterir. 

Bütün bu izleme sistemleri bizlere önemli bir hakikatı daha hatırlatıyor. Zayıf ve aciz insanoğlu ve onun komiteleri, şirketleri ve devletleri bu kadar izleyebiliyorsa; zerreden yıldızlara, atomaltı parçacıklardan elektronlara kadar her şeyi yaratıp yöneten ve kullanma imkânlarını insanoğluna hediye eden Âlemlerin Rabbi elbette koca kâinatı kendisi de izliyor. Hem de hakkıyla… 

O her zerreyi izliyor ki şu âlem, mutlak bir nizam ve intizam içinde. Elbette her insanı da tek tek izliyor ve bir hesap günü var! En mühim farkı ise hak ve adaletle izliyor ve değerlendiriyor olması. 

Cenab-ı Hak (cc) Yasin Sûresi’nde ferman ediyor “Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız.”  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir