İlham ve Risale-i Nur

Şu kâinattaki en önemli hakikatlerden birisi de haberleşme yani iletişimdir. Canlı cansız her şey birbirleriyle haberleşme ve irtibat halindedir. Karıncalardan insanlara denizlerden bulutlara kadar her şey kendine uygun lisanlarla konuşma halindedir. Bu konuşma ve haberleşme sayesindedir ki şu koca kâinat muazzam bir faaliyet içindedir ve yaşanır haldedir.

Cümlelere, kelimelere, hecelere, harflere ve titreşimlere kadar detaylanan haberleşme Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın muazzam bir mucizesidir. Bu mucize sayesinde düşünür, konuşuruz ve mahlûkat bize hizmet eder. Yine bu muazzam mucize sayesindedir ki sesimiz havada ya da elektronik olarak iletilir muhatabımıza ulaşır ve anlaşılır. Sadece beyinden ağıza veya kulaktan beyne iletilen manalardaki mucizeler silsilesi bile ciltlerle kitaba sığmaz.

Her mevcuda haberleşme imkânlarını veren ve onları sayısız lisanlarla konuşturan ve zikrettiren Cenab-ı Hak elbette kendisi de konuşacaktır. Kendisine layık bir lisan ve üslupla yarattıklarıyla konuşacaktır. Onların seviyelerine ve anlayışlarına göre sınırsız merhametiyle ve ilmiyle irtibat kuracaktır. Risale-i Nur’da bu husus şöyle ifade edilir: “Evet, bütün zîruh mahlûkatını konuşturan ve konuşmalarını bilen, elbette kendisi dahi o konuşmalara konuşmasıyla müdahale etmesi, rububiyetin muktezasıdır.” 1

Canlı cansız her şeyin birbirleriyle konuşması bir ise Rableriyle konuşması bindir, milyonlardır… Çünkü onların ihtiyacını hakiki olarak bilecek hayat şartlarını en ince detayına kadar öğretecek ve yol gösterecek sadece Âlemlerin Rabbidir.

Yeni dünyaya gelen bir arının kulağına kilometrelerce yolu gidip gelecek rotayı söylediği gibi benzersiz şifalı bir gıdanın da nasıl yapılacağını öğretmektedir. Cenab-ı Hak Nahl suresinde arıya vahy ettiğini yani ilham ettiğini beyan eder. Risale-i Nur’da bu hakikate şöyle dikkat çekilir: “Hem yeni dünyaya gelmiş bir arı yavrusu; yaşı bir gün iken, havada bir günlük mesafeye gider, havada izini kaybetmeyerek, o sevk-i kaderî ile ve o saika ilhamıyla döner, yuvasına girer.” 2

Şu gökyüzü nasıl insanların haberleşmede ve medyada kullandığı muazzam bir radyo trafiğine sahipse; ondan kat kat fazla bir ilham hakikatı de aynı semada hükmeder. Arıdan karıncaya, denizlerden dağlara, zerrelerden yıldızlara kadar muazzam bir konuşma ve ilham tezahürü ve tecellisi vardır. Her şey Âlemlerin Rabbinin kelam isminin farklı mertebelerde farklı isimlerinin burçlarındaki tecellisiyle konuşur. Kimisi Hafi ismiyle insan kulağının duyamadığı frekanslarda sessiz sedasız, kimisi Cemal ismiyle en güzel tarzda, kimisi de Celal ismiyle gök gürültüsü gibi konuşur zikreder. Ayrıca her birine rablerinden farklı mertebelerde ayrı ayrı emirler ve talimatlar gelir. Cenab-ı Hakk’ın bu kelam sıfatı bir nebze perdelense denizin derinliklerindeki balıklardan ormanların karanlıklarındaki karıncalara Yerküre’den galaksilere kadar korkunç bir kargaşa ve kaos başlayacak ve bu âlem yaşanmaz hale gelecektir.

Hz. Musa (as) Tur Dağında Cenab-ı Hak’ın kelamına muhatap olmak istediğinde dağa tecelli başlayınca düşüp bayılmıştı. Risale-i Nur’da Hadis-i Şerif’ten iktibas ile bu husus şöyle anlatılır: “Hazret-i Mûsâ aleyhisselâm gibi bir ulü’l-azm, ancak birkaç kelâmı işitmeye tahammül etmiştir. Mûsâ aleyhisselâm demiş: “Senin kelâmın böyle midir?’ Allah buyurdu: ‘Ben bütün lisanların kuvvetine sahibim.” 3 Evet, bütün mahlûkatın konuşmaları Cenab-ı Hak’ın kelam sıfatının zayıf bir gölgesidir.

Bütün mahlûkatıyla konuşan Cenab-ı Hak elbette eşref-i mahlûkat olan insan ile ve onların reisleri ve temsilcileri olan peygamberler ile kitaplar, suhuflar, Hadis-i Kudsi ve Hadis-i Şerifler gibi çeşitli şekil ve mertebede de görüşecek. Onlara emirlerini ve isteklerini, iki cihan saadetinin prensiplerini ferman edecek. Onların takipçileri olan evliya ve asfiya ile de konuşacak. Evet, bu konuşma sadece peygamberlere mahsus değildir. İlham şeklinde çok geniş sahada tecelli eder. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa’nın (as) annesi ve Hz. Meryem’e (as) ilham ile verilen emirlerden bahsedilir. Başka misalleri de çoktur. Ayrıca Cenab-ı Hak pek çok keşif ve icadı ilim adamları vasıtasıyla insanlığa ilham ile ihsan etmiştir. Zaten pek çok ilim adamı, kâşif, mucid ve sanatkâr eserlerinde dehadan çok ilhamın etkili olduğunu itiraf etmişlerdir.

Kur’ân-ı Kerim Cenab-ı Hakk’ın son kitabı olması sebebiyle, kelam sıfatının azam mertebede tecellisidir. “Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve etseydik dahi Rabbimin sözleri bitmeden önce mutlaka deniz tükenirdi.” 4 ayeti hem Kur’ân-ı Azimüşşan’ın derin ve geniş manalarını hem de ilhamın kâinattaki tecellilerini ifade eder. Elbette Cenab-ı Hak, böyle bir kitabın hakikatını ders veren ve hayatını Kur’ân’a vakfeden hakiki âlimlere ve müfessirlere ilham ile merhametinin ve hikmetinin gereği olarak yardım edecek. Yaş ve kuru her şeyin ya sarahaten ya da işareten ders verildiği Kur’ân-ı Hakim’deki hakikatler elbette sadece beşeri çalışmalarla elde edilemez. Zerreden yıldızlara kadar geniş bir sahada tecelli eden ilham hakikatı elbette Kur’an tefsirlerinde de tezahür edecektir. Ümmetin teveccühüne mazhar olmuş eserlerde bunları açıkça görmek mümkün. Hususan eski ümmetlerin bile çekindiği ahirzaman fitnesini izale edecek Kur’ân tefsiri elbette ilhama mazhariyette en mühim mevkide olacaktır. Bu hem öncekilerin duası hem de bu zamanın müminlerinin acz ve zaaflarına mukabil Hakim ve Rahim olan Cenab-ı Hakk’ın bir ihsanıdır. Bilgi toplumu olmakla mağrur bu zamanın insanına bir yardımıdır.

Risale-i Nur pek çok kitaptan farklı olarak medrese ve üniversite kürsülerinde veya kütüphanelerinde ve araştırma merkezlerinde değil, harb meydanlarında, esaret zindanlarında, hapishane köşelerinde ve sürgünlerde geçen ve sadece Kur’ân’dan istifade eden bir ömrün neticesidir. Bediüzzaman Hazretleri milyonların okuduğu bu eserleri şahsına hamletmek yerine “Bu eserler Kur’ân’ın malıdır” diyerek nazarları kendine değil Kur’an’a çevirmiştir. Risale-i Nur’da dersler hep meleklerin Bakara Suresinde geçen Cenab-ı Hakk’a verdiği şu cevapla biter: “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin.”
Dipnotlar:

1-Asa-yı Musa ( 103 )

2-Mektubat ( 333 )

3-Mektubat (300)

4- Kehf (18/109)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir