Hidayet daireleri

Fatiha Sûresiyle günde kırk defa namazda Cenâb-ı Hak’tan hidayet ve istikamet isteriz.
Ancak, hidayet isteyen veya hidayette olan sadece biz insanlar değiliz. Hidayet o kadar önemlidir ki kâinatın tamamı da hidayet ve istikamet ister. Tesbihatları ve fiilî duâlarının kabulü sayesindedir ki iç içe binlerce âlemi ihtiva eden şu uçsuz bucaksız kâinat mükemmel bir nizam altındadır ve yaşanır haldedir.

Zerrelerden yıldızlara kadar şu âlemde muazzam bir hareket ve faaliyet vardır. Her şey kendisine tayin edilen en ideal rotada mükemmel bir şekilde mükemmeliyete doğru hareket halindedir. Yani her bir zerre her bir canlı hidayet üzeredir. Sadece imtihana tabi tutulan insanlar ve cinler farklı bir statüdedir. Onların yolları esfel-i safilinden ala-yı illiyyin’e kadar değişen yelpazede çeşitlenir, kimisi dalâletin en karanlık ve en derin çukurlarında kimisi de hidayetin en nurlu ve en yüksek zirvelerindedir.

İşârâtü’l-İ’câz’da da dikkat çekildiği gibi, Cenâb-ı Hak zerrelerden yıldızlara kadar devam eden faaliyetlerdeki hidayeti şöyle ifade eder: “Her şeyi halk etmiş sonra da hidayet etmiştir.”1 Bazı eski felsefecilerin “Allah kâinatı yaratıp kendi haline bırakmıştır” iddiası tamamen akıl ve hikmet dışıdır. Akılsız şuursuz ve sel gibi akıp gitme istidadındaki had ve hesaba gelmez zerreler emir altında kendilerine tayin edilen rotada hareket ederler. Atomdaki elektrondan, uzayın derinliklerindeki yıldızlara, bir bitkinin kökünden yaprakların ucuna kadar seyahat halindeki su zerresi ya da mineral kendisine gösterilen yolda hareket eder. Eğer kendisine hassas mizanlarla hidayet edilmeseydi yol gösterilip sevk edilmeseydi milyonlarla alternatif karanlık yol içerisinde mutlak bir keşmekeşe ve kaosa düşeceklerdi.

Kâinattaki ve mahlûkattaki bu değişim ve dönüşüm ve istikamet bir hidayet ve terbiye sayesindedir ve Cenâb-ı Hakk’ın Rab isminin ve rububiyetinin muazzam bir tecellisidir. Bu husus Risale-i Nur’da şöyle ifade edilir: “Cenâb-ı Hak, her şey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Her şey, o nokta-i kemale doğru hareket etmek üzere, sanki manevî bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette onlara yardım eden ve manilerini def eden, şüphesiz, Cenâb-ı Hakk’ın terbiyesidir.” 2

Hidayeti ve doğru yolu talep etmek ve kalbini hakikate halisane açmak hidayetin en önemli hususlarındandır. Risale-i Nur’da bahsedildiği gibi “İman, Sa’d-ı Taftazanî’nin tefsirine göre: ‘Cenâb-ı Hakk’ın istediği kulunun kalbine, cüz’î ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği (bıraktığı) bir nurdur.’”3 Hidayet ve iman etmeyi beraber düşündüğümüzde tercih ya da talep etmenin önemli bir unsur olduğu anlaşılır. Aynı şekilde insanın bu temayül ve eğilimi ile birlikte Cenâb-ı Hakk’ın önümüzü açacak ve aydınlatacak nuru kalbimize ilka etmesinin de ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Bu sebeple mazhar olduğumuz hidayet nuru sebebiyle Cenâb-ı Hakk’a ve vesile kıldığı peygamber ve takipçilerine şükür ve şükran borcumuz çok büyüktür. Bu borcun ödenmesi belki de başkalarının hidayetine vesile olmak için ciddî bir gayret ile ancak ödenebilir.

Hidayetin bu kadar geniş sahada olmasında mühim bir sır vardır ve işaret eder ki biz de hidayet ve istikamet hususunda aynı genişlikte talepte bulunmalıyız. Uygulamada sabır ve sebatta da aynı şekilde olmalı. Sadece kalb için değil; akıl ruh, göz, kulak ve dil gibi bütün duygu ve uzuvlar için de hidayet talebinde bulunmalıyız ve gayret etmeliyiz. Yine aynı şekilde iman ve Kur’ân hizmetinde, siyasî ve içtimaî konularda, günlük yaşantımızda; aile hayatımızdan İslâm âlemine, insanlık âlemindeki vazifelerimize ve iç içe dairelerde de hidayet istemeliyiz ve istikamet gayretinde olmalıyız.
Dipnotlar:

1- Taha Sûresi: 50.

2- İşaratü’l-İ‘caz s. 24.

3- İşaratü’l-İ’caz, s 69

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir