Değişim: Ölüden diri, diriden ölü

Doğru ve istikamet üzere olmak önemlidir. Ancak devamlılık daha da önemlidir. Şahıslar için bütün ömür ya da toplumlar için nesiller boyu istikamet üzere kalmanın tam bir garantisi yok. Hasbelkader bir yanlışın içine düşenlerin de nesiller boyu yanlışta kalacağını düşünmek de hatadır.

Maddî ve manevî miras bir hakikat. Yeni nesillere iyi ya da kötü şeyler miras kalıyor. Fakat kaderin de bir hükmü var… Bir âlimin çocuklarının da nesiller boyu âlim olacak diye bir kaide olmadığı gibi Cenâb-ı Hak’tan büyüklerin hürmetine emeksiz ve sınırsız bir ihsan ve ikram da yok. Zalim ve kâfir için de aynı şekilde. Onun çocuklarına da zinciri kırmak için bir imkân tanınıyor.

Cenâb-ı Hak, Kur’ân’da ferman ediyor: “Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır.”1 Sünûhat’ta bu âyet farklı açılardan izah edilir. “İki âlim; bazan nâkısın oğlu kâmil, kâmilin oğlu nâkıs oluyor.” Daha büyük dairede de misaller verilir: “Lâkayd Emevîlik nihayet Sünnet Cemaate, salâbetli Alevîlik nihayet Râfızîliğe dayandı.”

Şüphesiz kaderin her hadisede hissesi var, ancak lâkayd veya salâbetli, yani ılımlı veya radikal olmak gelecek için önemli bir faktör. Müzakere ve muhasebeye açık ya da kapalı olmak çok şeyi değiştiriyor. “Ben nefsimi temize çıkarmam” diyen Hz. Yusuf (as) misali fertler ya da toplumun hataya düşme ihtimali azdır. Düştüyse de kurtulma imkânı her zaman mevcuttur. Kaç asırdır Batı hep yıkılacak, çökecek deniliyor. Ancak yıkılanlar ve çökenler hep Doğudakiler. Sebebi açık. Lâkaydlar ve ılımlılar kendilerini sorguladıkları için çözüm ve yeni hedefler arıyor. Radikal ve salâbetli Asyalılar ise asla çözüm aramıyorlar. Çünkü geçmişte ve gelecekte en doğru ve en istikametli sadece kendileri. Problemlerin kaynağı ise dıştaki düşmanlar ve içteki işbirlikçi hainler.

Hıristiyanlık ve İslâmiyet

Âyetin, Rum Sûresi’nden olması da dikkat çekicidir. Aynı bahiste bir de Rumlardan yani Batıdan misal verilir. Hıristiyanlık ve İslâmiyet’teki değişime dikkat çekilir: “Hem zalime karşı miskinliği esas tutan Hıristiyanlık, nihayet tecellüd, cebbarlıkta ve zalime karşı cihad, izzet-i nefsi esas tutan İslâmiyet eyvah nihayet miskinlikte karar kıldı.”

Havarilerin Hz. İsa’ya (as) atfederek prensip haline getirdiği “Sana bir tokat vurana diğer yanağını çevir” sözü meşhurdur. Ancak Amerikalı yazar Grace Halsell’in dediği gibi: “Bazı Hıristiyanlar Hz. isa’yı (as) beş yıldızlı general haline getirdi.”2

Miskin Hıristiyanlar cebbarlaşırken haksızlığa karşı dik duran Müslümanlar miskinleşti.

Aslında bu miskinleşme her sahada tesirini göstermiş. Bizdeki araştırıcı, sorgulayıcı, tahkik ehli anlayış Batı’ya gitmiş. Onlardaki itaat, biat, dogmacılık bize gelmiş.

Kadavra gibi itaatkâr

Eski Hıristiyanlarda meşhur Lâtince bir ifade vardır: “Perinde ac cadaver”. Kadavra yani ölü gibi itaatkâr. Rahipler “günaha girmemek için bize karşı ‘kadavra gibi’ olacaksınız” demişler. Hatta vaktiyle eski bir asker olan bir rahip Papa’nın tasdikiyle bunu prensip edinen meşhur bir grup kurmuş.

Şimdi İslâm dünyasına gelelim. Benzer bir ifade “Gassalın elinde meyyit” ifadesiyle şöhret bulmuş. Mürşidin, hocanın ya da yöneticinin elinde yıkanan ölü gibi sessiz ve itaatkâr olmak…

Bu ifadeleri ilk kullananlar mutlaka iyi niyetlerle kullanmışlardır şeklinde hüsn-ü zan ediyoruz. Ancak İslâm, her meseleyi sorup tahkik eden veya Hz. Ömer (ra) gibi azametli bir halifeye bile “seni dinlemiyoruz, önce şunun hesabını ver” diyen sahabelerle başlamıştır. İslâm dünyasının şimdi geldiği nokta ise çok farklı.

Batı’da bir zamanlar engizisyonun idam hükmü karşısında, “iddiamdan vazgeçtim Papa’nın emir buyurduğu gibi Dünya değil Güneş dönüyor” diyen Galileo vardı. Yüzlerce ilim adamı “kadavra gibi” itaatkârdı. Şimdi ise alabildiğine ilmî, siyasî ve içtimaî bir hürriyet hüküm sürüyor.

Değişmişiz, ancak ifade eksik, halk diliyle değiş-tokuş yapmışız. Alış verişin en kötüsünü yapmışız. Risale-i Nur’daki ifade ile “becayiş” etmişiz: şimdi Galileolar bizde; İbn-i Sinalar, Mimar Sinanlar onlarda. Meyyit, kadavra ya da ölüden diri, diriden de ölü çıkmış. Aslında değişen veya becayiş edilen kişiler değil sistem, mantık ve anlayış.

Teceddüd, yenilenme

Sünûhat’ta sebepler detaylı olarak analiz edilir. Mutlaka tamamının okunması gerekiyor. Biz kısaca özetlemeye çalışalım. Yukarıdaki, lâkaydlık ve salâbet hususlarına ilâveten insanlıktaki teceddüd meylinden yani yenilenme ve değişim eğiliminden bahsedilir. Ayrıca hep denizde olup da denizin kıymetini bilmeyen balıklar misali âlimin çocukları, ilmin ehemmiyetini tam idrak edememiş olabiliyor. Öbür taraftan da her yerde karşısına çıkan okumamışlığın ezikliğini hisseden baba ise çocuğuna müthiş bir ilim aşkı aşılayabiliyor.

Ayrıca gerek fert, gerekse toplumlarda ifrat ve tefrit gibi hususlarla tepki davranışları da önemli sebeplerden.

Değişim kaçınılmaz. Ancak mutlaka daha ileriye ve daha iyiye olmalı. Değişimin sadece asırlarda ve çağlarda değil her beş on hatta her sene olduğu da unutmamalı. “Değişmeyen tek şey değişim” demişler. Bunun gibi değişimde de değişmeyen tek şey sorgulamak ve tahkik etmek olmalı. Risale-i Nur’da ifade edildiği gibi söylenenleri altın mı gümüş mü diye “mihenge vurmak” hakikat mesleğidir.

Diğer önemli bir husus ise ne iyiyiz diye gurur ve ucba, ne de geride kaldık diye ümitsizliğe düşmeyelim. Çünkü değişim herkes için kaçınılmaz.

Dipnotlar: 1- Rum Sûresi, 30/19. 2- Forcing God’s Hand, Grace Halsell.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir