Katar krizi ve Ortadoğu projeleri

Katar krizi ile birlikte Ortadoğu ve İslam dünyası yeniden karıştı. Burası Ortadoğu bir günde her şey değişebilir. Halk iradesinin, şura ve demokrasinin yetersiz olduğu bölgelerde her zaman sürprizlere hazır olmak gerekiyor. Bu bölgede her şey değişir ancak değişmeyen bir şey var o da bazılarının Ortadoğu projeleri. Gerçekte krizin ayak sesleri uzun zamandır duyuluyordu. Arap Baharı, ihvan, Suriye, Yemen ve İran derken ibre yavaş yavaş Katar’a kaymaya başlamıştı. Aranan suçlu nihayet bulundu.

Katar küçük ancak petrol zengini bir ülke. Ayrıca dünyanın en büyük doğal gaz rezervlerine sahip. Konu biraz da bu paraların nerelere harcandığı veya nerelere harcanacağı ile ilgili. Dünya devlerinin gözü bu küçük devletin üzerinde.

Katar diğer petrol zengini Arap ülkelerinden biraz farklı bir ülke. Suudi Arabistan gibi devletler paralarının önemli bir kısmını ABD finans çevrelerinde değerlendirmeye çalışıyor. Belki de paraları değerlendirmekten ziyade destek almak ve iktidarını pekiştirmek maksatlı demek daha doğru olur.

Katar ise sınırlı da olsa hürriyetlere müsaade etmesiyle iç barışı sağlamış bir ülke. Yatırımlarını daha çok dış ülkelerde üretim ve hizmet sektörüne yönlendiriyor. Türkiye ve İngiltere gibi Avrupa ülkeleri yatırımlardan aslan payını alan ülkelerden. Krizde ABD ve finans çevrelerinin bu paylaşımda hisselerinin az olmazının payı büyük.

Katar nüfusunun üçte biri Şii. Şii-Sünni kardeşliğine en çok ihtiyaç duyan ülkelerden. Bu sebeple İran’la kısmen de olsa münasebetlerini sıcak tutmaya çalışıyor. Coğrafya da bu küçük devleti, birbirine düşman iki ülke İran ve Suudi Arabistan’a mahkûm ediyor. Petrolü ve doğal gazı ihraç etmek için ikisiyle de iyi anlaşmak zorunda. Özellikle İran Körfez’de etkili. Doğal gaz petrol gibi değil, tankerlerle sevk etmek daha maliyetli ve daha zor bir işlem. Boru hatları çok daha ekonomik. Bu sebeple komşuluk önemli hale geliyor. İran’la iyi komşuluk yapmaya çalışırken neredeyse tecrit oluverdi.

Katar’ın hedef seçilmesinin sebebi sadece ekonomik değil. Siyasî ve sosyal faktörleri de unutmamak gerekiyor. Katar’dan yayına başlayan Al Jazeera televizyonu önemli sebeplerden. Televizyon ilk yayına başladığında o da diğerleri gibi kralların ve emirlerin yayın organı statüsünde klasik bir kanal olacak zannedilmişti. Ancak kısa zamanda Ortadoğu’nun en çok seyredilen ve en etkili televizyonlarından birisi oluverdi. Kışa dönen Arap Baharında hatasıyla sevabıyla tesiri büyüktür.

Katar’ın İhvan-ı Müslümin‘e verdiği destek de krizin önemli sebeplerinden. İhvan hareketi siyasî hedeflerden yavaş yavaş uzaklaşmışken Arap baharı ile birlikte yeniden devlete talip olması ve iktidara gelmesi herkesi şaşırtmıştı. Her tarafta uzantıları olan ihvan hareketi bütün İslam dünyasında iktidara yürüyen bir görünüm kazanmıştı. Mursi‘nin İran’la sıcak münasebetleri de Suudi Arabistan için bardağı taşıran son damla olmuştu.

Suriye konusunda da Katarın hataları önemli. Finans gücü ve Al Jazeera birlikte Batı medyasını da arkasına alarak silahlı direnişle Esed rejiminin devrilebileceği konusunda kamuoyunun hazırlanmasında önemli bir rol oynadı. Başka ülkeleri de arkasından sürükledi.

İlginç olan Selefi akımların merkezi olan Suudi Arabistan’ın Katar’ı teröre destek vermekle suçlaması. ABD ile birlikte Afganistan’da El-Kaide macerasına giren Suudi Arabistan şimdi artık çok daha farklı bir konumda. 11 Eylül’den sonra terörün ne kadar tehlikeli bir gerekçe ve bahane olduğunu gördüğü için bu gibi organizasyonlardan şiddetle uzak duruyor. Evet, Selefilik ve Haricilik muhalif bir hareket, iktidarda olunca şartlar ve gerçekler çok daha farklı.

Silah tüccarları ve petrol kartelleri bu krizde en çok kazananlardan olacak. İsrail’i de unutmamak gerekiyor. Irak’ta olduğu gibi çeşitli bölgelerde İran’ın önünü açan ABD İran’ı hedef göstererek yeni bir gerilimi ateşledi. Belki de hedef çok daha büyük. Hem İran-Irak savaşı hem de Saddam-Kuveyt senaryosunun yeni bir versiyonu. Katar’ın işgaliyle Şii-Sünnî savaşı başlatılacak sonra da katar kurtarılıp Irak’ta olduğu gibi Suudi Arabistan bölünmeye çalışılacak. Derin güçlerin dostluklarına güvenmemek gerekiyor.

Ümit ediyoruz ki geçmişten alınan derslerle şer güçlerin oyunlarına gelinmeyecektir. Bazılarının para ve iktidar hırsı için bölge herkesin zarar göreceği yeni bir kaosa sürüklenmeyecektir. Mezhepler ve farklılıklar bu bölgenin bir gerçeğidir ve asla kavga sebebi olmamalı ve menfaat çekişmelerine alet edilmemelidir. Kriz kısa vadede görüşmelerle çözülmeli ancak kriz üreten sistemleri de gözden geçirmekte fayda var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir