Kudüs, iki fitne ve iki müjde

Kudüs tarihin en eski, en çok bilinen, en çok sevilen ve uğruna en çok mücadele edilen şehirlerinden. Ancak Kudüs hep iki olmuştur, bir “bizim Kudüs” bir de diğerlerinin. Çünkü her kes kendisine göre tarif etmiş ve ona göre sahip çıkmış ve ona göre sevmiş. İkiler adeta Kudüs’ün kaderi olmuş ve belki de öyle olmaya devam edecek. Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi iki fitne, iki işgal gibi…

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de ferman eder: “Biz kitapta İsrail oğullarına şu hükmü de bildirdik: ‘Siz arzda iki defa fesat çıkaracak, kibirlenecek ve zorbalıklar yapacaksınız. Birincisinin zamanı geldiğinde, kuvvet ve şiddet sahibi olan kullarımızı sizin üzerinize musallat ederiz. Onlar evlerin aralarına bile girerek her tarafa hâkim olurlar. Bu, yerine gelecek bir vaattir.” 1

Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği iki fitne ya da fesadı İslam öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmakta fayda var. Risale-i Nur’da ifade edildiği gibi Kur’an-ı Hakîm’in verdiği haberlerin her zamana göre tecelli ve tezahürleri, işaret ve remizleri vardır.

İsrail oğulları, Hz. Davud (as) ve Hz. Süleyman (as) dönemlerinde güç ve saltanatlarının zirvesine ulaşmışlardı. Bu parlak dönemin en önemli sebebi ise Kur’an’da ifade edildiği gibi adalet, salih amel ve peygamberlere verilen sanatta onları takip etmeleri idi. Daha sonra ise bunları terk edip fesat çıkardılar ve zulme yöneldiler. Ayette ifade edildiği gibi Cenab-ı Hak da onları cezalandırdı. Fatiha Suresinde işaret edilen “gazaba uğratılmışlardan” oldular. Tarihî kayıtlarda ilk ve en şiddetli işgal şimdiki Irak topraklarında hüküm süren Babil ordusu tarafından yapılandır. M.Ö. 586 yılında şehir işgal edildikten sonra halk evlerinden toplanıp tamamı esir edilmiş ve Kudüs yakılıp yıkılmıştır. İsrail oğullarının esareti bugünkü İran’da hüküm süren Perslerin Babil’e saldırmalarına kadar devam etmiştir.

İsrail oğullarının kurtuluşuna sebep olan tarihî Pers-Babil rekabeti bugün de İsrail için önemli bir stratejidir. İran-Irak ya da Şia-Sünnî olarak tarihî bir kökene dayanmaktadır. Her ne ise…

İsrail oğulları peygamberlere itaat ederek tekrar Cenab-ı Hakk’ın ihsanına mazhar oldular. Başta Kudüs olmak üzere şehirlerini yeniden inşa ettiler. Ancak üç-beş asır içinde isyan ve tuğyanda İsrail oğulları o kadar ileri gittiler ki kendilerini ikaz eden masum peygamberleri öldürmekten çekinmediler. İsyan ve zulümlerinden sonra önce İskender ardından Roma işgali geldi. Son cinayet teşebbüsleri ise Hz. İsa (as) gibi bir Ulü’l-azm peygamberi işgalci Roma’ya ihbar ederek çarmıha gerilmesini talep etmeleriydi. İkinci işgal bu ikinci fitneden sonra geldi. Çok geçmeden Romalı general, bir isyanı bastırma gerekçesiyle büyük bir katliam yaptı. Bugünkü ağlama duvarı hariç neredeyse sağlam bina bırakmayıp Kudüs’ü harabeye çevirdi. Ağlama duvarı gibi yerleri de ibret osun diye bıraktığı söylenir. İsrail oğullarının tamamının şehirden sürülmesiyle yaklaşık iki bin yıllık sürgün başlamış oldu. Romalılar Yahudilikten dönme Hristiyanların dahi şehre girmesine izin vermediler, idamla cezalandırdılar.

Şehirde daha sonra çoğalmaya başlayan Hristiyanlar da Romalılar tarafından katliama maruz kaldılar. Doğu Roma Hristiyan olunca yeniden mabetler inşa edildi. Ancak beş asır sonra tarih yine tekerrür edecekti. Yahudilerin teşvikiyle Doğu Roma’ya saldıran İranlı Sasaniler Kudüs’ü ele geçirip Hristiyanları katlettiler. İstikameti kaybeden herkes ayetin şümulüne girmekten kurtulamıyor. Ancak işgal fazla uzun sürmedi. Rum Suresi’nde “gaybî haber” olarak bildirildiği gibi sonraki savaşta Romalılar galip geldi.

İslam’dan sonra ise Kudüs’ün dışında başka şehirlerde de ikiler mevcuttur. Son peygamber Hz. Muhammed’e (asm) yapılan ihanetler ve zehirleme teşebbüsleri ve maruz kaldıkları felaketler bu ayetin işaretlerinden olması mümkündür.

Hz. Ömer’in (ra) fethiyle Kudüs’te saadet dönemi başlamış oldu. Şehre girmek isteyen Musevi ailelere izin verildi. Ekseriyet dönmek istemedi. Zaten her iki semavi dinden de İslam’ı seçenler hızla artıyordu.

Peygamberimiz (asm) bir Hadis-i Şerif’te “Ümmetim istikamet üzere olursa bir gün değilse yarım gün vardır.” şeklinde ferman eder. Risale-i Nur’da bu “bir gün” ifadesi “bin sene” olarak tefsir edilir. İlmi ve siyasî istibdattan, Yunan felsefesinin istilasına ve mezhep kavgalarına kadar birçok faktörün tesiriyle istikamet kaybedilince yaklaşık beş yüz sene sonra birinci işgal ve katliam geldi. Haçlı orduları İslam dünyasına kâbus gibi çöktü. Anadolu’dan geçmekte zorlanınca denizden gelip Kudüs ve civar şehirleri işgal ettiler. Sokak sokak, ev ev dolaşıp katliam yaptılar. Şehirde ne bir Müslüman ne de bir Yahudi canını kurtaramadı. Ümmetin ihmalini Kudüs halkı şehadet makamıyla telafi etmiş oldu.
İslam ümmeti, istikameti kaybetmeye sebep olan bütün sebepleri tek tek temizlemesiyle Cenab-ı Hak Selahaddin Eyyubî ve ordusunu nasip etti. İslam Kudüs’ü ikinci defa fethetti ve tıpkı İslam peygamberi (asm) gibi kimseden intikam almayarak dünya durdukça unutulmayacak bir adalet ve merhamete imza attı.

Yavuz Sultan Selim ile el değiştiren Kudüs dünya barışının sembolü olmakta zirveye çıktı. Ancak “İstikamet, bir gün ve yarım gün” ikazı ve prensibi işlemeye devam ediyordu. Birinci Dünya Savaşına giden yolda önceki hastalıklara ilaveten ırkçılık zehri bünyeyi sarmıştı. İkinci Haçlı işgali başladı. Ancak işin ilginç tarafı ırkçılık ve “bağımsız devlet kurma hastalığıyla” sersem olan büyük bir çoğunluk koca işgali fark edemedi. Ta İsrail kuruluna kadar.

Bundan sonra yeni bir safha başladı. Burada ayette geçen “iki defa fitne” Müslümanlar için geçerli mi sorusu gelecek. “Arz-ı Mevud” yani “vaad edilen topraklar” sadece İsrail oğulları için mi geçerli? Elbette değil. Şeriatı, kitabı ve hükmü o zamanda geçerli peygamberin ümmeti için geçerli. Aynı şekilde bu hususta da ders almak ve hatalarımızı telafi etmek bakımından düşünmekte fayda var…

1967 yılındaki Arap-İsrail savaşına götüren sebeplere baktığımızda maalesef tarihin tekerrür ettiğini ve yeni safhada birinci fitnenin başladığını görüyoruz. Mısır, Suriye ve Irak’ta başlayan Arap Sosyalizmi, istibdat, menfi hareketler, din adına siyaset, Süfyan ve Deccal ideolojilerinin tahribatı gibi dehşetli bir fitne korkunç bir mağlubiyetin önünü açtı.

Şimdi ise ikinci fitne ve ikinci işgal yani son Mescid-i Aksa işgali… Oradaki kardeşlerimize yapılan eza ve cefa, ölüme mahkûm edilen ve adeta diri diri toprağa gömülen bir halk. Neden şer güçler bu kadar azgınlaştı? Bütün bunların “kışa dönen” Arap baharından, mezhep kavgalarından, Irak, Suriye, Türkiye, Yemen ve Körfez hadiselerinden sonra şiddetlenmesi elbette tesadüf değil!

Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın vaadinin gelmesi için İslam dünyası olarak gerekli dersleri alıp kendimize çeki-düzen vermeliyiz. Müslümanlar olarak biz gerekli dersi çıkarmalıyız ancak zulmedenler de şunu unutmamalı, Kur’an-ı Kerim’de haber verilenlerden şefkat tokatları Müslümanlara, kahreden zecr tokatları ise zalimlere ve kâfirleredir. Eğer zulümden vazgeçmezlerse ayette haber verilen şiddetli azap yakındır.

Bu dünya ve yeryüzü herkese yetecek kadar geniştir. Hak ve adalet üzere herkesin beraber yaşayabileceği kadar büyüktür. Medeniyetin imkânları sayesinde koca dünya ticaret, haberleşme, eğitim ve ibadet gibi hususlarda bir köy gibi küçülüp birbirine yaklaşırken, şehirler de imkânlarıyla dünya kadar büyümüştür. Aynı şekilde hak ve adalet ve Kur’an’ın ikazlarıyla Kudüs’ün de dünya kadar büyümesi mümkündür.

1- İsra Suresi, 17/4-5

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir