Kürtler ve birlikte yaşamak

Kuzey Irak’taki referandumla birlikte Ortadoğu’da yeni bir kriz başladı.Zaten bölgede kriz ve kargaşanın olmadığı bir dönemi düşünmek neredeyse imkânsız. Biri bitmeden diğeri başlıyor. Her bir kriz Ortadoğu’nun Batıya daha da bağımlı hale gelmesiyle ve kaynakların dışarıya daha çok akıtılmasıyla sonuçlanıyor. Bizim endişemiz başkaları gibi krizin Türkiye’ye sıçraması değil, İslâm dünyasının geleceği olan İslâm birliği endişesidir.

Kuzey Irak yönetimi şimdi bir Kürt devleti kurmaya çalışıyor. Aslında devlete ilk adım Körfez savaşlarında atılmıştı. Saddam yönetiminin katliâm ve saldırılarına karşı Türkiye’deki üslerden yapılan Çekiç Güç koruması bunun ilk adımlarıydı. Saddam’ın devrilmesi ve ABD’nin Ortadoğu’ya özellikle Irak’a yerleşmesine yardımcı olan devlet, ırk, mezhep, parti her ne aklınıza geliyorsa hepsi mükâfatlandırıldı veya mükâfatlandırılıyor. Aslında mükâfatlandırmalar da ustaca verilen yeni vazifeler şeklinde. Bölgede büyük güçlere karşı çıkan veya destek vermeyen kimse ayakta kalamadı. Belki de verilen tepkilerin sebebi kurulacak devletin verilen sözlerden daha fazla bir sahayı içine almasıydı.

Barzani vaktiyle ABD’ye verdiği desteğin semeresini topluyor. Kimisine göre devlet kurmakla daha fazlasını istiyor, kimisine göre de bölgedeki herkesin mutabık kaldığı bir sonuç. Bunlara göre itirazlar ve tepkiler kamuoyunu teskin etmek ve ikna etmek için yapılan göstermelik manevralar.

İlginç olanı  Batı, Avrupa Birliği gibi organizasyonlarla birleşmeye ve sınırları kaldırmaya çalışırken Doğu bölünmeye devam ediyor. Devletler dağılıyor, şehirler, kasabalar hatta köyler ve aileler bile bölünüyor. Batı’nın tam aksine binlerce yıldır hiçbir ayırım görmeden beraber ve içi içe yaşamış kavimler yüz yıldır bir Frenk illeti olan ırkçılıkla parçalanıyor. Her bölünmede güç kaybı karesi ile artarken düşmanlıklar da aynı oranda artıyor. Güç kaybı ve düşmanlık demek emperyalizmin ve sömürgenin oyuncağı olmak demek. Bölgede her zorda kalan elinde tavizlerle Batı’ya koşuyor.

Tarihe baktığımızda bölünenler de ayrılanlar da hep kaybediyor. Kaybedilenler sadece toprak değil. Birinci Dünya Savaşı’nda Türkler Mekke’yi, Araplar İstanbul’u kaybettiler, ancak kaybedilenler sadece bu kadar değil. Ekonomik ve siyasî gelişme ve kalkınma, sulh ve sükûn gibi hususlar için hayati ehemmiyet taşıyan motor kuvvetler de kaybedildi.

Demokrasi, hak ve hürriyetler ve birlikte yaşamayı hatta dünya devleti olmayı öğrenmek için en iyi sebeplerden birisi de farklı kavim ve ırklardır. Tarihe baktığımızda dünyada söz sahibi olmuş ya da iz bırakmış olanlar birlikte yaşamayı bilenlerdir. Bölünen devletler sür’atle ırkçılığa ve kavmiyetçiliğe dönüp demokrasiden uzaklaşıyor, içine kapanıyor, mahalli hale geliyor, kabile ve aşiret devleti haline geliyor. Tahrik edilerek saptırılan millî duygularla hak ve hürriyetler rafa kaldırılıyor. Irkçılık vicdanları ve kalbleri kör ediyor, zulümler hoş görülüyor. İçerde ve dışarda yeni düşmanlar icad ediliyor. Çöküş başlıyor.

Gerçekte insan fıtratı hak ve hürriyetlerin yasaklandığı bir sistemi kabul edemez. Tarih bize göstermiştir ki bunu kabul ettirmenin en kolay yolu ırkçılık veya kavmiyetçiliktir. Yani menfi milliyetçiliktir. Egonun, benlik ve enaniyetin millet haline geldiği kavmî asabiyettir. Bir ülke bölünmeye gidiyorsa iki tarafta da ırkçı diktatörlükler kaçınılmazdır. Osmanlı’nın parçalanmasıyla ortaya çıkan kırkın üzerindeki devletten büyük çoğunluğu hâlâ Osmanlı’daki hak ve hürriyetlerin yüz sene gerisinde. Baskı yönetimleri hep ırkçılık perdesi altında ayakta kalabilmiştir.

Gelecek kimindir? Gelecek, farklı ırk ve milletleri kültür ve gelenekleriyle iyi tanıyanların, birlikte yaşamayı bilenlerin olacaktır. Ticaretten, sanayiye, eğitimden haberleşmeye kadar en önemli hususlar bu kabiliyet ve kapasiteye bakmaktadır. Kürtler tarihleri, coğrafyaları ve dört ülkede önemli birer unsur olmaları itibariyle büyük avantajlara sahiptir. Bu hususiyetleri itibariyle demokrasi, temel hak ve hürriyetler ve en önemlisi de İslâm birliği için en önemli unsur olacaklardır.

Çareler hedeflerimizle uyumlu olmalıdır. Irkçılıkla, üstün ya da hâkim ırk anlayışıyla İslâm birliğine gidilemez. Devlet için her şeyin feda edildiği, hak ve hürriyetlerin sınırlandırıldığı kapalı rejimlerle kardeşlik imkânsızdır. Cehaletle ittifak sağlanamaz. Sağlam kaynaklara ihtiyacımız var. Bizi birbirimize bağlayan nuranî bağlar olan Kur’ân hakikatları, manevî değerler, İslâm kardeşliği ve şûrâ ile ancak büyük hedeflere ulaşılabilir.

Bazı olumsuzluklara rağmen bir imtihan vesilesi olan ırkçılığın da İslâm dünyasına musallat olan geçici bir hastalık olduğuna inanıyoruz. Diğer kıt’alar ve milletler gibi bütün İslâm dünyası olarak birlikte yaşamayı öğrenerek bu hastalıktan da inşallah kurtulacağız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir