Hz. Zeyd ve Günümüz medyası

Malum, Hz. Zeyd (ra) vahiy kâtiplerindendir. Fevkalade zeki ve kabiliyetli idi. Bir gün Peygamberimiz (asm)  kendisini çağırarak “Ey Zeyd, Yahudilerin yazısını öğren. Çünkü ben, Yahudilerin yazdıklarına güvenemiyorum.” Devamını Zeyd’den (ra) dinleyelim: “Ben de on beş gece içinde İbraniceyi yazıp okumasını öğrendim. Artık bundan sonra Yahudilerin Resulullah’a gönderdikleri mektupları okuyor, cevapları İbranice yazıyordum.” 1 Yine Peygamberimizin (asm) emri üzerine Zeyd bin Sabit (ra) Süryaniceyi de on yedi günde mektup yazacak seviyede öğrenmişti.2

Bilindiği gibi Peygamberimizin gönderdiği mektuplar tebliğin en dikkat çekici unsurlarından birisidir. Mektupla tebliğ ilk olması cihetiyle insanlık tarihinde çok önemli ve çığır açan bir hadisedir. İslam bu cihetiyle de her asra hitap ettiği gibi haberleşme ve iletişim çağı olan zamanımızı da tam muhatap alır. Bu çok önemli sahada da öncüdür. Özellikle Medine döneminde Peygamberimiz (asm)  komşu devletlerin, bölge ve şehirlerin ileri gelenlerine ya da ilim adamlarına mektuplar gönderirdi. Peygamberimize (asm) de onlardan mektuplar gelirdi.

Peygamberimizin (asm)  Arapça yazdırdığı mektuplar da vardır. Bugün bazıları müzelerde mevcuttur. Ancak ekseriyeti o zaman meşhur olan Süryanice ve İbranice idi. Arapların büyük ekseriyeti ümmi idi. Bu sebeple İbranice mektuplarda olduğu gibi Süryanice olanları da başkalarına yazdırılır ve okutulurdu.  Çoğunlukla da Yahudiler yazar ve tercüme ederdi. Peygamberimizin (asm) Zeyd’e (ra) verdiği emirde Süryaniceyi iyi bilen Araplara da tam güvenemediğini anlamamız mümkün.  Anlaşılan en güvendiği kişi kendi kâtibi idi.

Mektuplarda dilden imlaya, tercüme ve ifade farklılıklarına kadar birçok mana kaymaları mümkün. Kasıt olabileceği gibi anlayış farklılıkları da yazılan ya da tercüme edilen mektuplarda tereddütlere sebep olabiliyor. İyi niyetli bile olsa İsrail ve İsrailiyat efsaneleriyle yetişmiş bir Yahudi veya o zamana göre çok normal olan şirk anlayışı ile yetişmiş sıradan birisi Peygamberimizi ne kadar anlayabilirdi? Anladıklarının ne kadarını sağlıklı olarak kâğıda dökebilirdi? Peygamberimizi en iyi anlayan ve en iyi anlatan onun en yakınındaki kendi kâtibi olabilirdi.

Son Şahitler’de geçtiği gibi Bediüzzaman Hazretleri Birinci Dünya Savaşında esir düştüğü zaman Rus komutan ile aralarında çıkan münakaşada artan gerginliğin sebeplerinden birisinin Ermeni tercüman olduğunu fark etmiş ve Müslüman tercüman istemişti.

İslam’ın ilk yıllarında ya da Birinci Dünya Savaşının zor günlerinde başkalarından sağlıklı bir tercüme ya da yazı veya mektubun yazılmasını veya okunmasını beklemek aşırı iyimserlik olurdu. Günümüze gelecek olursak durum çok mu farklı? Belki de çok daha vahim. Yoğun bir dünyevileşme ve materyalizm kültürü ile yetişen ve siyasî maksatların çarpıştığı bir ortam…

Araplar ümmî bir kavim idi. İslam’ın ilk yıllarında Mekke’de Araplar içerisinde okuma yazmayı bilen otuz kişi kadar olduğu nakledilir. Hz. Ali (ra) ve Hz. Ömer(ra) da bu sayının içinde idi. Hem kitap ehli olduklarından hem de günümüzde olduğu gibi ehemmiyet verdiklerinden Yahudilerde okuma yazma oranı çok yüksekti. Kur’an ayetlerinin inmeye başlamasıyla Müslümanlarda okuma yazma oranı hızla yükselmeye başladı. Hz. Zeyd(ra) de meşhur “esir düşen müşriklerden fidye karşılığı” okuma-yazma öğrenenlerdi. Zaman geldi Bağdat, Buhara, İstanbul, Mısır ve Endülüs kütüphaneleri milyonlarca kitaplara sahip dünyanın en büyük kütüphaneleri oldu.

Günümüze gelecek olursa Mekke’deki ilk günlerden çok da farklı değiliz! Her ne kadar dünya ortalamasına göre çok düşük de olsa okuma yazma bilen milyonlarca Müslüman var ancak okuma yazma bilmek artık yetmiyor. Bir ileri safhaya geçmeliyiz. Hz. Zeyd (ra) gibi  mücahede ve gayret etmek gerekiyor. Yüz binlere hatta milyonlara ulaşan gazete, dergi, kitap, TV ve bilgisayar programlarımız olmalı! Elbette Kur’an-ı Kerim ve Risale-i Nur göndermek önemli ancak yeterli değil! Peygamberimiz muhataplarına Kur’an-ı Kerim sayfaları ya da Sure ve ayet göndermiyordu.  Onların anlayacağı şekilde o manaları ihtiva eden mektuplar yazdırıyordu.

Peygamberimiz nasıl vaktiyle o zamanın en modern, en tesirli ve en hızlı haberleşme vasıtasıyla İslam’ı tebliğ etti ise günümüz Müslümanı da aynı şekilde hizmet ve gayrete devam etmeli. Bu zamanın tebliğ mektubu Kur’an-ı Kerim’in hakiki tefsirleridir, Risale-i Nur’dur ve onlardan ilham alan kitap, gazete, dergi, elektronik veya dijital neşir vasıtalarıdır. Peygamberimizin mektuplarına en büyük engel rahiplerin ve hükümdarların taassup ve istibdatlarıydı. Şimdiki imkânlar sebebiyle tebliğin önünde neredeyse hiç bir engel yok!

Bugün İslam dini dünya gündeminde önemli bir yer tutuyor. Ancak medya başkalarının elinde. Yani kâtipler başkaları ve konuya uzak. Elbette halis niyetle İslam’ı ve hakiki tefsirini anlamaya çalışan çok sayıda ilim ehli ve medya mensubu veya medya var! Ancak İslam’ın ilk yıllarında olduğu gibi kendi kâtibini yetiştirmek ve kendi kâtibine ve kendi medyasına güç vermek her şeyden önemli! Hz. Zeyd (ra) Âlemlerin Rabbinin kelamı için hem kayıt kâtibiydi hem de neşir kâtibiydi. Her iki vazifede de Peygamberimizin hususi bir talebesiydi. Talebelik ve vazife zamanın her türlü olumsuzluğuna rağmen devam etmeli!

1: Müsned, V/136

2: Tirmizî, İstizan: 22; Ebû Dâvud, İlim: 2

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir