Depremlerden virüse kök sebepler

Dünya sürekli bir hareket ve faaliyet içerisinde çalkalanıyor.
Gökyüzünden yeryüzüne ve yerin derinliklerine kadar sürekli bir değişim ve dönüşüm devam ediyor. Savaşlardan, depremlere, hastalıklardan, ekonomik ve ticarî faaliyetlere ve yeryüzünün imarına kadar bitmez tükenmez bir hareketlilik hüküm sürüyor.

İnsanoğlu bunların bazısında doğrudan bazısında da dolaylı olarak ya da tetikleyici şeklinde rol alıyor. Bir taraftan yapıyor diğer taraftan yıkıyor. Yıktıklarının altında kaldığı için de çare aramaktan geri kalmıyor.

İnsanoğlu çözümlerinde ise hep aceleci ve sabırsız… Ekseriyetle kısa vadeli düşünüyor, kolayına kaçıyor. Esas ve kök sebebe inmiyor. Bu sebeple de arıza ve problem devam ediyor tekrarlıyor. Temelinde problem olan bir binada, çatlayan ya da yıkılan duvarı tekrar tekrar yapmaya çalışmak gibi… Veya önü kapatılan bir selin başka bir yerden patlak vermesi gibi…

Şüphesiz bu anlayış yeni değil, insanoğlu ile devam eden bir anlayış. Tarihten de bilindiği gibi deprem ve benzeri bir felâketle yok olan kavimden ders almaya çalışan takipçileri kayalara oydukları muhteşem saraylarında aynı yaşantıya devam etmişlerdi. Onları korkunç bir rüzgâr ve ses gelip yok etmişti.

Deprem ve hastalık yayan virüsler çok da farklı değil! İnsanoğlunun hayatı sadece binalara bağlı değil, binlerce faktör var.

Semavî dinlerle dünyada nelerin yenip nelerin yenmeyeceği bazı farklılıklara rağmen belirli bir seviyeye gelmiş. Bir medeniyet oluşmuş ve artık medenî yiyecek kültürü tesis etmiş. Ancak semavî dinlerden mahrum bazı coğrafyalarda başta yiyecek olmak üzere her türlü vahşet ve mikrobik ortam devam ediyor. İleri teknoloji bu sahada hiçbir değişiklik getirememiş. Her türlü haşeratı yiyenler insanlara da haşerat muamelesi yapmaktan kaçınmıyor.

İhracat uğruna bütün insanî değerleri ihmal eden bir coğrafya maksadının aksi ile tokat yiyor. Evet, “biyolojik silâh” gibi komplo teorileri mümkün ancak kaderin müsaade etmesi önemli!

İnsanları yanıltan hususlardan birisi de esas ve kök sebeplerin kademe kademe olduğunu gözden kaçırmalarıdır. Bir alttaki sebebe inmek hadisenin tekrar süresini azaltır, ancak kökten çözmez.

Depremlerde inşaat sektörü sebep olarak görülür. Ancak bunun da bir kök sebebi vardır. İlim, teknoloji ve mühendislik kavramlarının itibar görmediği bir toplumda bu sektörün sağlam olması çok zordur.

Bunun da bir kök sebebi var o da adalet, ölçü, hak ve hukuk. Bu kavramların zihinlere, kalblere, ruhlara ve yönetimlere hâkim olmadığı ya da hazmedilmediği toplumlarda tahmin edilmeyen yerlerden tahmin edilmeyen hadiseler patlak verebiliyor.

Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de kendi icraatından misaller vererek bu kademeleri beraber zikreder. Meselâ Rahman Sûresi’nde ferman eder: “Göğü yükseltti ve mizanı koydu. Sakın mizanda ve ölçüde haksızlık ve taşkınlık yapmayın!”

Bu dünya hikmet dünyası ve sebepler dünyası. Her kademede sebeplere müracaat edip tedbirleri almak gerekiyor. Her meslek ve her sahadaki vazifeliler kendi sahalarında gayret etmeli. Ancak daha derinlerdeki esas sebebi de asla ihmal etmemeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir