Sürü psikolojisi, taklid ve tahkik

İnsan taklid ve tahkik arasında gidip gelen bir canlı.

İnsanın gelişmesi ve yükselmesinin sırrı bu konudaki kararlılığında gizli! Gideceği yolu ve anlatılanları sorgulamak ve hikmetlerini araştırmak insaniyetin en önemli hususiyetidir.

Virüsler için “sürü bağışıklığı” şu günlerde bazı ülkelerin gündeminde. Ancak “sürü psikolojisi” belki de insanlık tarihi kadar eski. Hayvanlarda bazılarının içgüdü dediği “sevk-i İlâhî” onların risk ve tehlikelerini minimuma indiriyor. Ancak insanların böyle bir kabiliyetinin olmaması zarar ve tehlikeyi inanılmaz seviyelere çıkarabiliyor.

Sorgulamadan körü körüne itaat etmekte korku-cesaret dengesinin payı da önemli. Ancak fertlerin önemli gördüğü hususlarda cesaretini seferber etmesi bunun tek sebep olmadığını gösteriyor.

Tarihe bakıldığında da sorgulamak ve farklı fikirlere tahammül etme, milletlerin kalkınması ve yükselmesinde en önemli faktörlerden birisidir.

Osmanlı’nın son zamanlarında, Tanzimat’ın ilânında da meşhur Mustafa Reşit Paşa büyükelçi olarak İngiltere’ye gittiğinde ilginç hadiselerle karşılaşmıştı. Hatıralarında bahseder, devlet görevlileri dinleyici olarak kendisini Avam Kamarası’na götürürler. Başbakan konuşmasını yapar. Daha sonra kürsüye muhalefetten birisi çıkar sert bir konuşma yaparak başbakanı tenkid eder. Mustafa Reşit Paşa telâş eder, “Eyvah” der. “Kötü bir zamanda geldik. Şimdi zaptiyeler gelip adamı alıp dışarda asacaklar” diye düşünür. Ancak hiçbir şey olmaz. İkinci de benzer şekilde konuşur. Konuşmalar, daha doğrusu müzakere devam eder.

İstikbalin sadrazamını şaşırtan gerçekte hakikatın asırların külleri altında kalmasıydı. O zamandan yaklaşık on iki asır önce Halife Hz. Ömer (ra) kendisine hesap sorulduğunda ve “Seni dinlemiyoruz!” denildiğinde daha müsamahalı idi. Hatta sorgulama ve hesap sorulmasını teşvik ediyordu.

Her iki devletin de dikkati çeken ortak özelliği sorgulamanın ve hesap sormanın mümkün olduğu zamanlarda ikisinin de dünya hâkimi ya da hâkimiyete namzet olmalarıydı. Britanya Krallığı güneş batmayan imparatorluktu. Hz. Ömer’in (ra) zamanında ise İslâm devleti doğuda İran ve Kafkasya, batıda ise Mısır’ın ötesine geçmişti. İngiltere başbakanı gibi önceki yöneticilerden devraldığı ülkeler değildi. Bizzat Hz. Ömer’in komutanları tarafından fethedilmişti.

Gerçekte siyasî ve askerî başarı, prensiplerin sağlam olmasından ve bütün sahalara nüfuz etmesinden kaynaklanıyordu. Yani siyasetten eğitime, ekonomiden ticarete kadar her sahada hesap sorulabilir olmak önemli prensipler haline gelmişti.

Mustafa Reşit Paşa’nın telâş ettiği hadise İngiltere’de bir-kaç asır önce hiç de şaşılacak bir durum değildi. Aynı şekilde Hz. Ömer (ra) döneminden yirmi-otuz sene önce de o coğrafyanın hiçbir yerinde yöneticileri ya da hüküm sahiplerini sorgulamak mümkün değildi. İtiraz edenler ölümü göze almalıydı.

Hz. Ömer (ra) geniş bir coğrafya miras almadı, ancak aldığı miras “kavmimin efendileri ona hizmet edenlerdir” diyerek tarihin akışını değiştiren Peygamberimizin (asm) yaşantısıydı. “Neden akıl etmiyorsunuz?” gibi tekrar edilen âyetlerdi. Yine “Size bir haber getirildiğinde doğruluğunu araştırın.” 1 mealindeki âyetler de her konuda tahkik etmeyi, incelemeyi, araştırmayı ve sorgulamayı emreden âyetlerdi. Aynı şekilde “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme!” 2 âyeti de taklidi reddedip tahkiki emrediyordu. Meşveret ve şûrâyı emreden âyetler de aynı şekilde.

İngiltere’nin asırlar süren bir mücadele sonucu elde ettiğini İslâm’ın ilk yıllarında Kur’ân-ı Kerîm’in ve Hadis-i Şerif’in emir ve hükümleriyle yirmi-otuz sene gibi kısa sürede halletmişiz.

Bu büyük dönüşümde şüphesiz Kur’ân’ın ve Peygamberimizin (asm) irşad metotlarının hissesi büyük. Sahabeler müşriklerdeki ya da bir kısmının eski hayatlarındaki sorgulamadan körü körüne taklit etmenin nihayetinde putlara tapmaktan, kız çocuklarını diri diri gömmeye, kan dâvâlarına, insanları köleleştirip zulmetmeye kadar giden sayısız misallerini görüp yaşamışlar. İşkencelere maruz kalmışlar. O acıları o kadar şiddetli yaşamışlar ki sonraki dönemde en ufak taklit ve baskıda cahiliyye kokusundan şüphelenip teyakkuza geçmişler. Herkesi ve her şeyi sorgulamışlardır.

Sonraki nesiller aynı sıkıntıları çekmedikleri için hürriyetin, tahkik etmenin ve araştırmanın önemini zamanla ihmal etmişler.

Belki de Batı’ya göre en önemli eksiğimiz Kur’ân ve Hadislerdeki prensiplerin siyasî ve içtimaî hayattaki uygulamalarını dokümante edip sistematik hâle getiremeyişimiz. Hayatın eski zamana göre daha karmaşık olması sebebiyle, eski zamanda ihtiyaç duyulmasa da şimdi prensipler ve müesseseler şart.

Son iki-üç asırdır devam eden ezilmişlik ve geri kalmışlığın verdiği acılar cahiliyye devrindekilerden az değil! Ümidimiz bu sıkıntıların, her konuda ve her sahada tahkik ve meşveretle sistemler kurup devam ettirmede motor güç olacağıdır.

Dipnotlar:

1- Hucurat-6. 2- İsra-36.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir