Beyin göçü, Bağdat ve İstanbul

Az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru beyin göçü artarak devam ediyor.
Sebep ve sonuçlar ülkeden ülkeye değişse de ortak noktaları çok fazla. İslâm coğrafyası özellikle Ortadoğu en fazla göç verenlerden ancak eskiden bu göç tersineydi.

Dünyada vasıfsız göçmenlerin oranı yüzde 1 iken vasıflıların oranı yüzde 5’leri geçiyor. Ortadoğu ve Afrika’da bu oran yüzde 10’un üzerine çıkıyor. Dünya ortalaması dikkate alınırsa her yirmi kişiden biri soluğu yurt dışında alıyor. Beyin göçü, işsizliğin önemli bir problem olduğu memleketlerde nedense pek dikkat çekmiyor. Kısa vadeli düşünerek herkes kafayı kuma gömüyor. Ancak bunun her yirmi üniversiteden bir üniversitenin doğrudan Batı’ya çalıştığı manasına geldiğini gözden kaçırmamak gerekiyor. Tabi ilkokuldan itibaren ailelerden millî eğitim kurumlarına kadar devam eden emekleri de unutmamak gerekir.

Beyin göçünün kaymağını yaklaşık yüzde 60 ile ABD yiyor. Yüzde 13 ile Kanada arkasından Avustralya, İngiltere ve AB ülkeleri geliyor. 1

Demokratik haklar, liyakat ve ilme saygı

Yapılan araştırmalarda ekonomi, beyin göçünde önemli bir faktör olmakla birlikte demokrasi endeksi hepsinden daha önemli! Vasıflı elemanlar memleket değiştirmek yerine belirli bir ücret farkını sineye çekebiliyor. Fakat demokratik haklar, ayırımcılık, istikrar ve vazife taksiminde liyakat gibi hususlar beyin göçünde önemli faktörlerden.

Kendi memleketinde hiç ilgisi olmadığı partizanlık veya kabilecilik sebebiyle görevine son verilen bir öğretim üyesinin birkaç sene önce savaştığı bir ülkede el üstünde tutulması sık rastlanan vak’alardan. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi eski asırlarda bu göç tersineydi. Ali Kuşçu gibi büyük âlimler Orta Asya kökenlidir. Dâvet üzerine aileleriyle birlikte kalabalık bir âlimler grubuyla İstanbul’a gelip yerleşmişlerdir. Fatih Sultan Mehmed’in gönderdiği heyetin kafileyi Osmanlı sınırında törenle karşılayıp İstanbul’a kadar refakat ettiği tarihî kayıtlarda mevcuttur.

Bağdat’ta bir İtalyan

1980’li yıllarda üniversitede okurken bizim hocaların da içinde bulunduğu bir heyet Cezeri’nin meşhur “otomatik abdest alma makinası”yla ilgili çalışmalar yapmış ve devletin meşhur bir dergisinde yayınlamışlardı. Aynı hocalardan birisi bizim bir arkadaşa bitirme tezi olarak 3-4 sayfalık Arapça bir çalışma vermişti. Bizim arkadaş “Arapça bilen mühendis bir tanıdığın var mı? Mühendis olmayanlar çözemedi” demişti.

Bizim sınıfta Ürdünlü bir arkadaş vardı. Ona verdim. Bir göz attı ve heyecanlanmıştı “bin yıllık bir çalışma demişti ve Bağdat’taki halifeye sunulmuş ve adam İtalyan” demişti.

Üç-beş gün sonra tercüme edip getirmişti. İtalyan ilim adamının son cümlesi dikkatimi çekmişti. Tasarladığı makina için “şu şartlar sağlandığında Allah’ın izniyle çalışır” ifadesi vardı. “Çalışma ne de olsa halifeye takdim ediliyor” diye espri yapmıştık.

Evet vaktiyle beyin göçü, Bağdat, Endülüs ve İstanbul’a idi. Demek ki imkânsız değil. En azından durdurmak mümkün! Yeter ki kendimizi yenileyerek eksiklerimizi tamamlayalım. Aksi takdirde maddî manevî sefalet devam edecek.

Dipnot:

1- Frédéric Docquier, Abdesselam Marfouk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir