Suriye ve Müspet hareket-3

ÇARELER VE ÇÖZÜM

Çözüm için uluslararası garantileri olan bir Suriye barışı gerekiyor. Bu barışta Suriye’nin toprak bütünlüğü mutlaka korunmalı. İran ve Lübnan kökenli Şii milisler ve El Kaide kökenli militanlar ülkeyi terk etmeli. Mültecilerin memleketlerine dönmeleri mutlaka sağlanarak demografik yapının değişmesine müsaade edilmemelidir. Din, mezhep ve ırk ayrımı yapılmaksızın temel hak ve hürriyetler eksiksiz olarak tanınmalı ve insan haklarına öncelik verilecek bir barış süratle kabul edilmelidir.

BAAS ya da Esed rejimi şimdilik başarılı gözüküyor. Ancak galiplerin de neredeyse yok olduğu Pirus zaferinden daha kötü bir sonuç var ortada. Rejimin, harabeye dönmüş bir memlekette hâkimiyetini uzun süre devam ettirmesi mümkün değil. İran ve Rusya gibi iki büyük destekle elde ettiği sonucu ne kadar devam ettirebilecek? İran ve Rusya kısa zamanda evlerine dönecek. Suriye rejimi katliam yaptığı halkla baş başa kalacak. Rejim zaman kaybetmeden katliamları durdurup barış masasına oturmalı.

Bilindiği gibi ABD ve Rusya şimdiye kadar birbirleriyle doğrudan bir savaşa girmediler. Birinin olduğu yerde diğeri seyretti. ABD geçmişte olduğu gibi Suriye için de Rusya ile savaşa girmeyecektir. Ancak vekâlet savaşları devam ediyor. ABD’nin Afganistan’da olduğu gibi Rus hava saldırılarını engelleyecek teknik desteği sağlaması halinde dengeler hızla değişecektir. ABD Bosna-Hersek’te olduğu son ana kadar beklemeyi tercih ediyor. Adeta İslam dünyasında yükselen Amerikan aleyhtarlığının intikamını alıyor.

ABD, Rusya ve İsrail politikalarından etkilenerek muhaliflere gerekli yardımı yapmakta gecikirse tarihinin en büyük alan kaybına uğrayacaktır. Domino etkisiyle Güneydoğu Asya, Baltık ve Orta Avrupa gibi bölgelerde de kayıplara uğrayacaktır. ABD bu kayıpları göze alamayacaktır. Geç de olsa Suriyeli muhaliflere teknik destek sağlayacağını tahmin etmek zor değil…

Rusya ve İran durdurulmalı

İslam dünyası maalesef ekonomik ve siyasî sıkıntılarından dolayı Rusya’nın hava saldırılarıyla yaptığı katliama karşı ortak tavır alamıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak bir platform oluşturup Batıyı da yanlarına alarak Rusya’ya karşı baskı grubu oluşturmalıdır. Bugün dünyada hiç bir ülke aleni bir şekilde sivil katliamı yapmıyor. En azından “kaza” gibi mazeretler ileri sürüyor. Fakat Rusya’da böyle bir şey yok, hiç bir sınır ve insanî değer tanımıyor. Dün Grozni bugün Halep yarın başka bir şehir dünyanın gözü önünde haritan silinecek. İnsanlık bu imtihanı kaybetmemelidir. Aksi takdirde dünyanın başka yerlerinde de benzer olaylar tekrar edecek ve ortak değerlerden ve insan haklarından ümidi kesenler teröre başvuracak ve şiddet yaygınlaşacaktır.

İran içerdeki yönetim kaynaklı sıkıntıları aşmak için yayılmacı bir politika izliyor. Mezhepçilik gibi tehlikeli bir hususu alet ediyor. En çok zararı kendisinin göreceğini unutmamalı. Bütün dünyada özellikle İslam dünyasında sıfırlanan itibarı ve duyulan nefret molla rejiminin sona ermesine kadar gidecektir.
Enerji koridoru gibi ticari ve ekonomik konularda da tekelci yaklaşımlara ve konunun askeri hâkimiyet gibi görülmesine son verilmelidir. Enerjide, İran’ın Akdeniz’e açılmasına müsaade edilmelidir. Körfez ülkelerinin de Suriye ve Türkiye üzerinden Batıya açılmaları sağlanmalıdır. Enerjide ve ticarette engellerin kaldırılması insanlığın ortak menfaatidir, çatışma konusu olmamalıdır.

Çözüm Suriye halkında

Bütün toplumlarda millî gurur önemlidir ancak Doğulularda daha da önemlidir. Vesayet veya hâkimiyet tavırlarını hatırlatan ifadelerden uzak durmaya dikkat edilmelidir. Samimiyet ayrı bir konu ancak Batılı politikacılar bu hususta dikkatlidir. Suudilerin selefi, Türkiye’nin de Osmanlı ifadeleri yanlış anlaşılabilmektedir. Bilindiği gibi bütün Ortadoğu’yu fetheden Yavuz Sultan Selim takvası gereği bu hususa dikkat ederdi. Suriye’de okunan hutbede hatibin kendisi hakkında ”Hakimü’l-Harameyn ifadesine itiraz ederek “Hadimü’l-Harameyn” yani “Mekke ve Medine’nin hizmetkârı” olarak düzeltmiştir. Yine Bediüzzaman Hazretleri Şam’da okuduğu hutbede Osmanlı’nın son dönem en büyük âlimlerinden olarak bilinmesine rağmen kendisini “dersini hocalarının önünde tekrar eden bir talebe” gibi takdim etmiştir.

 

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak platformu, şiddeti savunan selefi gruplara karşı hem Suriye’de hem de bütün dünyada ikna edici ortak tavır takınmalıdır. İslam dininin terör, şiddet ve siyasî menfaatler için kullanılmasına ve lekelenmesine müsaade edilmemelidir.

Türkiye Suriye halkına şimdiye kadar yapmış olduğu desteği devam ettirmelidir. Teröre karşı mücadele ederken Suriye halkı ile karşı karşıya getirecek provokasyonlara karşı teyakkuzda olmalıdır. Arap baharının senaristlerinden bir kısmının gizli ajandasının Türkiye’yi batağa çekmek ve parçalamak olduğu unutulmamalıdır.

Yine Türkiye’nin Arap, Kürt, Türkmen, Şiî, Sünnî ve Hristiyan Arap ayırımı yapmadan bütün Suriyelilere destek vermesi ve hak ihlallerine eşit şekilde karşı çıkması barış için önemli bir faktör olacaktır.

Çözümde en büyük gayret şüphesiz Suriye halkına düşüyor. Yapılan yanlışlardan ders alınarak demokratik çözümlere ağırlık verilmeli. Muhalefet ihtilaf noktalarını terk ederek süratle tek çatı altında toplanmalıdır. Taraflar feragat ve fedakârlıklarda bulunarak barışa razı olmalıdır. Aksi takdirde iç savaş yıllarca devam edecek ve ülkenin tamamını tüketecektir. İstikrarsızlık ve iç savaş aynı şekilde Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla derin tarihî geçmişi ve akrabalık bağları olan Türkiye’yi ve diğer komşuları da derinden etkileyecektir.

Dikta rejimlerinin iktidarı ellerinde tutmak istemelerinde akıl almaz ısrarlarının bir sebebi de eski uygulamaların ve zulümlerin hesabının sorulması ihtimalidir yani devr-i sabıktır. Türkiye’nin tek parti iktidarından kurtulmasında “müspet hareket” ve “devr-i sabık meydana getirmeyeceğiz” sözü etkili olmuştur. Güney Afrika Cumhuriyetindeki zenciler veya benzer pek çok ülke de aynı tarzı takip etmişlerdir. “Bu kadar zulüm nasıl unutulur” denilecektir ancak unutulmamalıdır ki barış ve sulh hatta zafer affetmeyi bilenlerindir. Peygamberimizin Mekke’yi fethettiğindeki affediciliği ve müsamahası esas olmalıdır ve bu hususta kamuoyunu ikna edecek adımlar atılmalıdır. Yine Hudeybiye Sulhunda olduğu gibi her türlü olumsuzluklara rağmen barış tercih edilmelidir.

Müspet Hareket ve İç savaş
Batılılar “iç savaş”a “sivil savaş” diyor. Aslında bu tabir daha doğru çünkü ölenlerin % 99’u çoluk-çocuk, kadın, ihtiyar; kimisi açlık ve susuzluktan kimisi bombalardan, kimisi kör kurşundan gibi… Milisler, askerler ve devlet adamları bir şekilde kendilerini koruyabiliyorlar.

Bilindiği gibi Bediüzzaman Said Nursî dâhilde menfi harekete müsaade etmemiş. Cihadın haricî düşmana karşı farz olduğunu ifade ederek; içerde tebliğ, irşad ve ikaz hizmetleri yapılması gerektiğini ifade etmiştir. İçerideki menfi hareketlerden ve silahlı faaliyetlerden masumların zarar göreceğini Kur’an’ın ise buna müsaade etmediğini eserlerinde ifade etmiştir. Emirdağ Lahikası’ndaki son mektubunda da bu hususu şöyle ifade eder: “Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlas sırrı ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır.

Yine aynı mektupta Kur’an’ın prensiplerini hatırlatarak asayişi muhafazanın önemine dikkat çeker. Tarih boyunca da İslam dünyasında bu hususa uyulduğunu ve “iç savaş”ın binde bir olduğunu hatırlatır: “Evet mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir. ‘Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez‘ düsturu ile ki: ‘Bir câni yüzünden; onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mes’ul olamaz.’ İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecavüze karşı istimal edilebilir. Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz, dâhildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, âlem-i İslâm’da asayişi ihlâl edici dâhilî muharebat ancak binde bir olmuştur.”

Ayrıca Mektubat On Altıncı Mektup’ta menfi hareketi “husulü meşkuk bir maksad” yani sonuç alınması şüpheli bir maksat olarak ifade eder ve bu zamandaki dünya dengelerine dikkat çeker.

Bugün Suriye’de fiilî bir durum var. Bütün bunlara rağmen müspet hareket prensiplerini hatırlamakta ve yapılan yanlışları gözden geçirmekte fayda var. Bugün büyük ekseriyet müspet hareketten uzaklaşmakla büyük hatalar yapıldığını kabul ediyor. Fakat bazıları artık geri dönüşü olmayan bir yola girildi ve bu tarzda kararlı olmak gerekiyor görüşünde ısrarlı.

Ancak yaşanan tecrübeler, iç dinamikler ve dünya dengeleri dikkate alındığında müspet hareket için yine de geç kalınmış değil. Hatta müspet hareket ve barışın gerekliliği daha da net olarak ortaya çıkmıştır.

SON

 

Önceki bölümler:

Suriye ve Müspet Hareket-1

Suriye ve Müspet Hareket-2

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir