Suriye ve Müspet hareket-2

SURİYE’NİN İÇ DİNAMİKLERİ

Suriye’deki demokrasi ve hürriyet hareketlerinde başarı şansı nedir ya da geçen 6 senelik zaman diliminde neden başarılı olamadı? Sorunun cevabını alabilmek için iç dinamikleri de analiz etmek gerekiyor.

Ülkede 1971’den bu yana devam eden bir BAAS yönetimi iktidarda. En ücra köy ve kasabalara kadar teşkilatlanmış bir parti ve komite. Halka nefes aldırmayan bir yapı… Ayrıca güçlü bir istihbarat ve gizli polis teşkilatı elinin altında. Eski Sovyetlerdeki KGB‘nin eğitiminden geçmiş güçlü bir istihbarat teşkilatı. Her türlü psikolojik harekâtı ve provokasyonu kullanabilecek kabiliyete sahip bir teşkilat. Gerektiğinde rejime karşı kukla muhalif gruplar kurup yönetecek ve muhalefeti parçalayacak icraatları olan bir istihbarat teşkilatı.

Bilindiği gibi istibdat ve dikta rejimlerinin en önemli tahribatlarından birisi de halkta yoğun bir şahsiyet erozyonuna sebep olmasıdır. Suriye halkı yarım asra yakın bir diktatörlüğün pençesinde devletçi, içe kapanık, çekingen, her şeyi kabullenen ve kolay taraf değiştiren bir hususiyet kazanmıştır. Bu arada Bediüzzaman Said Nursî’nin Tarihçe-i Hayat’ta geçen şu ifadesini hatırlamakta fayda var: “Hem yirmi seneden beri tahribkârane eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki, ondan belki yirmiden birisine itimad edilmez.

En önemli problemlerden birisi de demokrasi ve hürriyet isteyen halkın tek çatı altında bir araya gelememesidir. Çok sayıda gruba bölünmüş olmaları başarıya giden yoldaki en önemli engellerdendir. Rejimin her türlü hile ve desiseyi kullanması sebebiyle halkta birbirine karşı güven minimum seviyededir. Bu sebeple de bölünmeler hızla artmıştır. Ayrıca selefî akımların kendinden başka herkesi “kâfir” ilan eden tekfirci anlayışları da hizipleşmeyi artıran önemli sebeplerden olmuştur.

Şia, Arap milliyetçiliği ve sosyalizm

Bilindiği gibi yirminci asırda İslam’ı yok etmek ya da bölüp parçalayarak etkisiz hale getirmek isteyenlerin en büyük taktiklerinden birisi de İslam’ın yerine ırk ya da menfi milliyetçiliği ikame etmekti. Türkiye’de Türkçülük, Kürtçülük, İran’da Pers ya da Fars milliyetçiliği, Arap ülkelerinde de Arap kavmiyetçiliği revaç bulmuştur. Irkçılık İslam dünyasını, bugünkü Irak topraklarındaki efsanevî Babil kulesi dehşetine çevirmiştir. Mezhepçilik de aynı şekilde menfi milliyetçiliğin bir kolu olarak kullanılmaktadır.

BAAS partisi faaliyetleri 1940’lara kadar giden Arap milliyetçisi ve sosyalist bir parti. Diğer kolu, Amerikan işgaline kadar Irak’ta da uzun süre iktidarda kalmıştı. Kurucuları arasında Mişel Eflak gibi Hristiyanların da olması; yapısı ve hedefleri hakkında bir nebze fikir verir.

Suriye rejiminin çekirdeğini Şii mezhebinin bir kolu olan Nusayriler teşkil ediyor. İran ve Suriye Şiasının siyasette son derece maharetli olduklarını, çok iyi eğitim aldıklarını ve medyayı da çok iyi kullandıklarını unutmamak gerekiyor. Hatta din adamlarının yükselmesinde ilimden ziyade siyasi manevra kabiliyeti önemlidir ve onlara göre son derece meşrudur. Hepsi adeta birer kurt politikacıdır. Bu şekilde kendilerine göre mezheplerini muhafaza edecek en kabiliyetli kişiler yönetime gelmiş olur. Eski İran taktiklerinden aynı zamanda mezhebin de önemli bir prensibi olan “takiyye” gibi hususlar da dikkate alınınca küçük bir mezhebin bütün dünyayı nasıl etkilediği daha iyi anlaşılır.
Hatırlanacağı gibi siyasetteki bu başarıları sebebiyle de bir zamanlar bütün dünyada “Humeynicilik” yaygındı. Geçmişte, dindar insanlara ve özellikle siyasetçilere bu hususu anlatmakta çok zorluk çekmiş ve her zamanki gibi manasız suçlamalara maruz kalmıştık.

Şiiler ülke nüfusuna göre % 12’lik bir orana sahip. % 10 civarındaki Hristiyan nüfus da daimi destekçilerden. Ülkede İçlerinde Kürtlerin ve Türkmenlerin de olduğu, ekseriyeti Arapların oluşturduğu % 75 gibi Sünni bir çoğunluk var.

Rejim bu çoğunluğu elde tutabilmek için kısmen de olsa mezhepçiliği terk edip BAAS‘ın prensiplerinden olan Arap milliyetçiği ve sosyalist ideolojiye sarılmıştır. Milliyetçiliği körüklemek ve tabandaki desteği artırmak için Kürtlere ve Türkmenlere yoğun bir baskı ve zulmü netice veren uygulamalarda bulunmuştur. Bu politika Kürt ve Türkmenlerde nefret oluşturmakla birlikte hadiselere sathi bakan tabanda rejime destek sağlamıştır.

Yine okullarda okutulan sosyalizmle birlikte tabiatçılık, Darwincilik ve materyalizm gibi fikirler önemli tahribata yol açmıştır. Dinî eğitim veren kuruluşların bu akımları “kâfir” ilan etmekten başka görünür bir çalışmalarının olmaması tahribatın boyutunu artırmıştır.

Birçok ülkeden direkt ya da dolaylı destek alan PKK ve uzantılarının etkisi de rejimin hanesine yazılmaktadır. Marksist bir ideolojik kökenden gelmesi sebebiyle de BAAS rejimiyle kolaylıkla diyalog kurabilmektedir. Ayrıca ayrı bir devlet kurma hedefi için meşruiyetine, hak, hukuk ve insani değerler gibi hiç bir kriteri gözetmeden her türlü ittifaka girmeleri de çözümü zorlaştıran başlıca sebeplerdendir.

Sunnî çoğunluğun tepkilerini azaltmak için rejim, siyasî bir talebi olmayanlara kısmen müsamaha ile bakmış, eğitim ve dini faaliyetlerine fazla müdahale etmemiş ve önemli tavizler vermiştir. Dini yaşantılarına ve eğitim faaliyetlerine müdahale edilmeyen halkın önemli bir kısmı da muhalefete destek vermemiş ve silahlı direnişe katılmamıştır. Ayrıca kimin tarafından yönetildiği bilinmeyen radikal grupların varlığı da Sünnî tabanın önemli bir kısmını silahlı direnişten uzak tutmuştur.

BAAS rejiminin İsrail karşıtlığı da tabandan destek almasına sebep olmuştur. İran’ın yaptığı gibi İsrail’le kontrollü gerginlik İslam dünyasında da etkili olmuştur. Golan tepeleri, Filistin ve Lübnan’a destek gibi konuları sürekli sıcak tutarak adeta İsrail ile savaşan tek devlet görünümüne bürünmüştür. İsrail’in de ara ara yaptığı ve mahiyeti çözülemeyen hava saldırıları da bu kanaati güçlendirmiştir.

Bütün bu faktörler alt alta toplandığında rejimin tabanın hala % 12 olduğunu söylemek doğru değildir.

Bu olumsuzluklara rağmen Suriye halkı bin dört yüz yıllık sağlam bir İslamî geleneğe ve alt yapıya sahiptir. Emevî, Selçuklu ve Selahaddin Eyyubî dönemleri dikkate alındığında dünyanın özellikle İslam dünyasının uzun süre yönetildiği bir memleket olmuştur. Moğollara ve Haçlılara karşı direnişleri, özellikle Kudüs’ün kurtarılmasında İslam dünyasına yaptıkları hizmetler unutulmamalıdır. Ayrıca ilk halifelerden Selçuklulara kadar geçen asırlarda Suriye hep serhat boyu olmuş bütün fetihlerin, İslamî hizmetlerin ve eğitim faaliyetlerinin yükünü çeken memleket olmuştur. Yine 1950 öncesi bizdeki tek parti istibdadında Türkiye’den göç edenlere yaptıkları misafirperverlik ve medrese eğitimleri de unutulmamalıdır.

DIŞ FAKTÖRLER

Suriyeli muhalifler dış desteğe çok ümit bağladı. Maalesef yardım gelmediği gibi dünya katliama seyirci kaldı. Muhalifler kendilerinin kandırıldığını iddia ediyorlar. Batı ise hiç bir zaman taahhütte bulunmadıklarını ifade ediyor.

Siyaset duygulara göre değil gerçeklere göre yapılmalı. Gerçeğe bakacak olursak kimsenin muhaliflere yardım edecek durumu da yoktu. Suudî Arabistan ve Körfez ülkeleri kendilerinin de başta demokrasi olmak üzere bir sürü ciddi problemleri olan ülkeler. Ayrıca İran ve Şia tehditi de hareket kabiliyetlerini sınırlayan önemli hususlardan. Türkiye Kürt meselesinden demokratikleşme ve vesayet meselelerine kadar birçok iç meselesi olan bir devlet. Ayrıca ekonomik sıkıntıları dolayısıyla İran milislerine ve Rus bombardımanına rağmen her iki ülkeyle de münasebetlerini ve ticaretini sıcak tutmaya çalışan bir ülke. Gelinen noktada bu ülkelerle girilen diyalogdaki hassasiyet önceden gösterilseydi belki de bugünlere gelinmeyecekti.

Beklenen Batı yardımından ise henüz hiç bir emare yok. Fakat “Batı yardımı” derken Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözünü de hatırlamakta fayda var: “Biz, ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz. Fakat kâfirlerin kılıncı ile değil. Kâfirlerin kılınçları başlarını yesin; kılınçlarından gelen faide bize lâzım değil. Zâten o mütemerrid ecnebilerdir ki, münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve zındıkları yetiştirdiler.

İran ve Batı

İran Şia’sının Suriye Alevileriyle derin farkları olmakla birlikte işbirliği devam etmektedir. İran tarih boyunca hep pragmatik olmuştur. Humeyni devriminden bu yana rantını kullandıkları İslamî değerler, insan hakları ve katliamlar onlar için çok önemli değildir. Bugün de Suriye meselesini etki sahasını artırmak için basamak olarak kullanmaktadır. Ayrıca Suriye’yi Akdeniz’e hem enerji hem de askeri güç olarak açılmak için koridor olarak kullanmak istemektedir.

ABD, İngiltere ve Fransa’nın başı çektiği Batı dünyası, İslam ülkeleri için demokrasiyi henüz tam olarak kabullenmiş değil. Demokrasiye destek veren Batılıların yönetimlerdeki etkileri hala istenilen seviyeye gelemedi. ABD İran ile görünüşteki husumetine rağmen Irak’taki yönetimi Şiilere bırakmakta tereddüt göstermemiştir. Bu da Batı’nın İslam dünyasını daha iyi kontrol etmek maksadıyla Şii kartını güçlendirmeye devam edeceğini göstermiştir. Bu sebeple Suriye’de de Şiilere Batıdan örtülü bir destek mevcuttur.

DAEŞ gibi terör örgütleri de Suriye’deki imajı değiştiren faktörlerden. DAEŞ ve Suriye rejiminin birbirlerine saldırmaması ile DAEŞ’in güçlenmesi ve alternatif olarak ortaya çıkması sağlanmıştır. Dünyaya da DAEŞ mi Esed rejimi mi tercihi takdim edilmiştir. Batı radikal akımları gerekçe göstererek olan bir yardımı da kesmiş oldu.

Yükselen Rusya

Rusya’nın Çar Deli Petro’dan bu yana sıcak denizlere inme politikası Suriye ile gerçekleşmişti. Tartus üssünü kaybetmemek için Rusya elinden geleni yapıyor. On binlerce sivilin Rus uçakları ve füzeleri ile acımasızca katledilmesinin tek gerekçesi stratejik menfaatler… Libya’da üssü olmadığı için ses çıkarmadı fakat oradaki kayıplarını da Suriye’den telafi etmek istemektedir. Belki de pazarlık böyleydi.

Sovyetler dağılırken Rusların en büyük endişesi İkinci Dünya Savaşı sonrası Yalta konferansı gibi mutabakatlarla belirlenen “etki sahası” ya da “arka bahçelerinin” ne olacağı idi. NATO o dönemde demokratik reformlara cesaret vermek için statünün değişmeyeceğini ifade etti. Ruslar da bu mutabakatı alabildiğine suiistimal etti. Bilindiği gibi Grozni’yi aylarca bombalayarak büyük bir katliam yaptı ve Kafkasya’daki hâkimiyetini pekiştirdi. Ermenistan vasıtasıyla Karabağ konusunda Azerbaycan’a operasyon yaptı. Yine aynı şekilde Gürcistan, Osetya savaşı ile hizaya getirildi. Kırım’ı haksız bir şekilde ilhak etti. Bütün bu olanları dünya özellikle Batı seyretti. Tesirsiz birkaç ekonomik ambargoyla iktifa etti. Bu hadiseler Suriye’nin habercisiydi. Dün Grozni bugün Halep… Özellikle Suriyeli muhaliflerin bu hususu iyi bilmeleri ve stratejilerini ona göre tespit etmeleri gerekiyordu.

Devamı:

 

Suriye ve Müspet Hareket-3

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir