Batı ve darbeler

Türkiye kanlı bir darbe teşebbüsü yaşadı. 31 Mart darbesinden bu yana yani yüz küsur senedir ilk defa caddelerde ve meydanlarda asker halkın üzerine acımasızca ateş açtı. Tanklar sivil halkın üzerine sürüldü, uçaklar bomba yağdırdı. Bütün bu kanlı olaylara rağmen maalesef Batı dünyasından ciddi bir destek gelmedi.
Hâlbuki Rusya meclis başkanı Yeltsin tankın üzerine çıktığında bütün dünyada olay olmuş ciddi destek almıştı.

Daha büyük kahramanlıklara rağmen neredeyse Pekin Tiananmen Meydanı’nda tankın önüne dikilen genç kadar ilgi çekemedik.

İster istemez “Batı ihtilallerin neresinde?” sorusu akla geliyor. Şüphesiz Batı derken oralarda da derin devletlerin varlığını unutmamak gerekir.

Tarihe baktığımızda Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran ve İslam karşıtlarının devlete yerleşmesine sebep olan 31 Mart ihtilali dâhil olmak üzere Batı’nın kışkırtmadığı ve rol almadığı ihtilal neredeyse yok. Ortadoğu, Güney Amerika ve bizdeki 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül ihtilalleri… Bunların çoğu aradan belirli bir zaman geçtikten sonra ya itiraf edildi ya da Batılı devletler tarafından resmi olarak faaliyet raporlarında açıklandı. Yani Batı’nın sicili pek temiz değil. Sovyetler ve Çin destekli kanlı komünist ihtilalleri de unutmamak gerekiyor. Zaten komünizm demek halk ihtilali demek…

31 Mart (13 Nisan 1909) tarihimizdeki en karmaşık ve dessas ihtilaldir. Darbe teşebbüsü ile başlayıp karşı darbe ile tamamlanmıştır. O zaman dünya siyasetinde ipler İngilizlerin elindeydi. Darbe ve karşı darbede İngiltere, Fransa ve Rusya önemli rol aldı ancak esas unsur hep İngilizlerdi. Yönetimin Alman eksenini savunan ekibe devredilmesi soru işareti olarak kalmıştı. Ancak Osmanlı çöktükten sonra daha net anlaşıldı ki, Batı kendi yanında güçlü bir Osmanlı değil, eli kolu hatta kafası budanmış küçük bir Türkiye istiyordu. Osmanlı, Alman eksenine itildi. Birinci Dünya Savaşı ile de parçalanıp budanarak Batı ittifakına dâhil edildi. 31 Mart’ta ayaklanan askerlerin ve halkın subaylara saldırması Türk Silahlı Kuvvetlerinin yüz senedir unutmadığı ciddi bir travma olmuştur. Suçlu-suçsuz kitlelerin kıyıma uğratılması ve partizanlık gibi pek çok hadise ve uygulama devleti ciddi şekilde tahrip edip çöküşe götürmüştür.

27 Mayıs’ta ABD etkisi önemli olmakla birlikte aynı dönemde Ortadoğu’daki diğer darbelerle düşünüldüğünde İngiliz etkisinin ağır bastığı görülür. İngiltere Ortadoğu’daki İslam devletleri arasındaki yakınlaşmayı kendi menfaatleri açısından ciddi tehdit olarak görmüş Menderes gibi liderler acımasızca katledilmiştir.

O dönemlerde ABD başkanı Kennedy’nin öldürülmesindeki CIA ve derin devlet şüphesi Batı kamuoyunda ciddi bir sarsıntıya sebep oldu. Dünya çapındaki ihtilaller ve idamlar da sorgulandı. Yerel ve uluslararası çetelerle kirli işbirliğinin memleketin itibarını sarstığı düşüncesi hâkim oldu. Bu sebeple CIA’nin operasyonları bir sisteme bağlandı. Milletlerarası operasyonlarda başkanın onay şartı getirildi. Nitekim Usame bin Ladin operasyonu Obama’nın kontrolünde gerçekleşti, her safhasında onay alındı.

12 Mart ve 12 Eylül ihtilalleri Sovyetler ve Çin’e karşı yürütülen soğuk savaş atmosferinde yapıldı. Avrupa’nın yarısını işgal etmiş olan Sovyetlerin yayılmacı politikası, Çin’de, Vietnam’da, Kore’de ve ABD’nin burnunun dibinde Küba’da ihtilal yapan ve nükleer füze yerleştiren ve bütün dünyada kan döken komünist militanlar Batı kamuoyunu ürkütmüştü. Komünist yayılmacılığa ve anarşiye karşı demokratik çözüm isteyenlerin sesi cılız kaldı. İran ve Afganistan olayları da Batı kamuoyunu hazırladı. Komünizm bahanesiyle darbelere onay verildi. 12 Eylül darbecileri idareye el koyduklarında tiyatro seyreden ABD başkanı başka bir oyunu daha takip ediyordu. CIA başkanı kulağına eğilip “bizim çocuklar işi bitirdi” dediğinde keyifle güldüğü basında çıkmıştı.

Pakistan’daki Ziyaülhak’ın yaptığı ihtilal ise en dikkat çekici olanıdır. İhtilalden sonra şeriat ilan etmişti. Bütün ısrarlara ve tepkilere rağmen devrik lider Butto’yu idam etmişti. O günden bu yana da Pakistan huzur bulamadı. Daha sonra da kendisi bir suikastle hayatını kaybetti. CIA’nin Butto sebebiyle başkandan onay almakta zorlanmadığı tahmin ediliyor.

28 Şubat örtülü darbesine gelindiğinde artık Sovyetler dağılmış, komünizm yıkılmış Batı kamuoyunu darbelere ikna edecek fazla bir sebep kalmamıştı. Hiç bitmeyen İslam düşmanlığı ve emperyalist menfaatleri ihmal etmemek gerekiyor. Bunlar kamuoyunu ikna etmek için yeterli miydi? Dünyanın da şekli değişmeye başlamıştı. En zenginler listesinde artık savaştan ve kandan beslenen petrol ve silah tüccarları gitmiş bilgisayar ve haberleşme ile ilgili firmalar gelmişti.

28 Şubat üzerindeki sis hala aralanmış değil. Ancak önemli bir grubun Cezayir’deki gibi kanlı bir darbe planladıkları biliniyordu. Siyasetçilerin araya girmesiyle bazı tavizler karşılığında Batı’nın desteği kesildi. İç savaşta “Askerin sivillere ateş açmayacağı” şeklindeki sert tartışmalar yaşandığı da o zamanki duyumlar arasındaydı. 15 Temmuz kalkışmasında belki de bu test edildi ve iş savaş heveslileri hüsrana uğradı. Az sayıda provokatör ve psikopattan başka askerin halka ateş etmediği görüldü. Savaşta bile yaralı düşman askerine yardım eden bir milletin çocukları kendi milletine silah çekmeyeceği açıktır.

15 Temmuz darbe teşebbüsü ve Mısır’daki darbe için Batı’nın rolüne dair elde müşahhas bir delil yok. Belki de ileriki yıllarda ortaya çıkacak. Ancak Batı’nın bize görünür destek vermemesi rahatsız edici. Sessizliği de aynı şekilde… Başta hadisenin sıcaklığıyla Batı sorumlu tutulurken sonradan vazgeçilmesi ayrıca dikkat çekici. .

Aslında biraz da kabahati kendimizde aramalıyız. Mesela yıllarca Ergenekon, balyoz deyip de bir çırpıda hepsine kumpas demek yöneticilerin Batı’daki inandırıcılığını sarstı. Sivil gözaltı ve tutuklama dalgasının büyüklüğü de aynı şekilde. Darbe ile ilgili ilk bilgilerden sonra geçen 7-8 saatte neler yapıldığı Batı’ya anlatılamamış olması takıldıkları nokta. Diğer önemli bir husus ise Batı hala darbe teşebbüsünü çok küçük ve basit bir kalkışma olarak görüyor.

15 Temmuz için belki de çok da uzağa gitmeye gerek. En az 31 Mart ihtilali kadar karmaşık bir hareket. Batıdaki derin güçlerin de desteğini temin edip hepsini organize eden ve kaosu hedefleyen derinlerdeki bir “üst akıl”. Bundan sonra 31 Mart tarzı oyunlara karşı uyanık olmak gerekiyor.

hasangunes@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir