Zerrenin ders arkadaşı

Şu âlemde gördüğümüz veya göremediğimiz her şey hareket halindedir. Damarlarınızdaki kandan yeraltındaki sulara, yerkürenin içindeki ateşten devasa yıldızlara kadar sürekli bir hareket, yanma, değişim ve dönüşüm devam edip gider. Elektron döner, koca Yerküre döner, galaksiler döner ve felekler döner. İç içe binlerce hareket… Hareketsiz zannettiğimiz dağlar da hareket eder hatta kıt’alar da…

Mikrondan daha alt mertebelerdeki hassasiyetten ışık hızına kadar korkunç hızlarda devam eden bu hareketliliğin sebebi nedir, hikmeti nedir? Bu bitmez tükenmez enerjinin kaynağı nedir, maksat nedir, meyvesi veya sonucu nedir? En az bu sorular kadar önemli olan bu hareketlilikte bizim vazifemiz nedir?

1850’lerde Robert Brown, mikroskopla polenleri incelerken çok önemli bir şey fark etti. Polen tanecikleri durgun su içinde sürekli olarak sıçramalı hareketler yapıyordu. Hareketin su moleküllerinden kaynaklandığı anlaşıldı. Yıllar sonra Einstein bu tür hareketleri matematik formüllerle açıkladı. Evet, bu kâinatta her şey İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin’de yazıldığı ve tatbik edildiği için mutlaka bir formülü vardır. Molekül, atom derken asırlardır iddia edilen maddenin en küçük yapı taşları bir bir ispat edildi. Görülemeyecek kadar küçük atomlarda en kalabalık şehirlerden daha muazzam bir trafik, en gelişmiş fabrikalardan daha harika minik makinacıklar ve en büyük enerji tesislerinden daha büyük enerji depoları fark edildi.

İçmek için ağzımıza götürdüğümüz bardaktaki durgun suda bile moleküller sürekli hareket halindedir. Masada bıraktığımız bardak da sürekli bir titreşim halindedir. Hatta uygun frekansı yakalayabilirseniz titreşimlerin birbirini destekleyerek arttırmasıyla, sesinizle bardağı parçalayabilirsiniz. Evet, yaratılmış her zerrenin bir hareketi, bir titreşimi ve bir frekansı, hatta bir sesi ve zikri vardır. Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’de ferman ettiği gibi “Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih eder.” Sesler maddî âlemde bir araya gelip birbirlerini destekleyeceği gibi manevî sahada da daha büyük neticeler vereceğinde şüphe yoktur.

Zerre nedir?
Zerre izafî bir mefhum… Peygamberimizin (asm) avucunda zikreden bir kum tanesi bir zerre… Ancak “Bin yıldızda bir anda hem Arş’ta, hem huzur-u Nebevîde, hem huzur-u İlahîde bir vakitte” bulunan Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm’a göre koca Yerküre hatta dev galaksiler de bir zerre. Öbür yandan atom altı parçacıkların vazife ve tesbihatlarına müekkel melek için atom bir âlem. Atom, Yerküre kadar büyütülse ancak görünebilecek merkezdeki en küçük parça o melek için bir zerre. Evet, CERN’de üzerinde çalışılan parçacığın bile belki de üç-beş sene sonra koca bir âlem olduğu fark edilecek.

Zerreler hareket ederken değişir ve dönüşür, yani tahavvül eder. Meselâ dünyanın farklı bölgelerinden gelen denizler dolusu su, hava ve topraktaki mineraller milyarlarca meyveye tahavvül eder. Aynı anda kâinatın en uzak köşelerinden hemen tepemizdeki Güneş’e kadar sayısız yıldızda had ve hesaba gelmez miktarda hidrojen helyuma dönüşür. Bu nükleer faaliyetlerden çıkan ışık ve hararetin milyarlarda birisi de bir meyveye nüfuz eder. Bu rızkı yerken başta “Bismillah” sonda ise “Elhamdülillah” diyen insan zerrelerden yıldızlara kadar bir kazanç sağladığı gibi o meyveye de ebedî sahip olur.

Bediüzzaman Hazretleri Ene ve Zerre Risalesinde bu muazzam hareket ve dönüşümü muazzam bir formülle açıklar: “Tahavvülât-ı zerrat; Nakkaş-ı Ezelî’nin kalem-i kudreti, kitab-ı kâinatta yazdığı âyât-ı tekviniyenin hengâmındaki ihtizazatı ve cevelânıdır.” Âlemlerin Rabbi olan Cenâb-ı Hakk’ın kudret kalemi, havada ve suda çalışırken aynı anda toprak altında yine aynı anda Güneş’te çalışır. Tekvinî âyetleri yazan kudret kalemi ışık hızından daha hızlı hatta zamansız olarak güneş, ağaç, karalar ve denizler arasında mekik dokur. Bir nakkaşın veya ressamın bir sayfada ve bir tabloda çalıştığı sürat ve kolaylıkta kâinat kitabında sürekli değişen muhteşem ve benzersiz âyetler kalemin ucundan sür’atle dökülür, harikalar yaratılır. Peygamberimizin (asm) lisanından akseden Kur’ân âyetlerini vahiy kâtibi yazarken nasıl bir heyecan içerisinde ise, ya da Kur’ân tefsiri o zor şartlarda yazılırken Nur’un kâtibinden, kaleme, mürekkebe, renklerine ve harflerin tevafukuna kadar nasıl bir heyecan içerisinde ise zerreler de aynı heyecan ve vecd içerisindedir. Sudaki polenden havadaki rüzgâra, ışıktaki foton veya dalgaya, atom altı parçacıklardaki titreşimlere, Yerküre’nin ve galaksilerin dönüşüne ve cevelânına kadar bütün mevcudatın hızı, enerjisi, şevki, sebebi velhâsıl her şeyi işte bu heyecandır.

Bir öğrenci yıllar boyu evden okula ya da medreseye gider gelir. Eğitimden ve marifetten haberi olmayan birisi bu gidiş-gelişi kolay kolay anlayamaz. Yol aynıdır, ancak yolcu hiçbir zaman aynı değildir. Her yolculuk biraz daha nurlanmayla ve mertebe kat etmeyle neticelenir. Zerreler farklı mı? Nitekim Risale-i Nur’da aynı bahiste şöyle denir: “Tahavvülât-ı zerratın ve zîhayat cisimlerde zerrat harekâtının binler hikmetlerinden bir hikmeti dahi, zerreleri nurlandırmaktır ve âlem-i uhreviye binasına lâyık zerreler olmak için, hayattar ve manidar olmaktır.” Evet, şu dünya bir mektep, bir medrese, bir tarla ve bir tezgâhtır. Atom içindeki her bir zerre ışık hızına yakın bir hızla saniye dahi gecikmeksizin dersine gider, o dersten başka bir derse geçer. Ahiret binasına lâyık nuranî bir hal alır. O kadar nurlanır ki, cennette bir mü’minin sesini ve hissiyatını anlar, emrine itaat eder.

Yine aynı bahiste izah edildiği gibi zerrelerin hareketinin diğer bir sebebi de, Cenâb-ı Hakk’ın kudret ve azametini ilân için insanların ve ruhanilerin müdakkik nazarlarına ve duygularına bir anda milyonlarca hareketli manzaralar göstermektir. Her yeri gidip görme imkânı olmayan aciz ve zayıf insanın önüne hareket sebebiyle koca âlemleri serer. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın azametine göre şu küçük bir âlem olan kâinatta nihayetsiz san’atlarını ve icraatlarını sergilemek için had ve hesaba gelmez bir hareketlilikle sayısız kâinatlar ve nihayetsiz neticeler alır.

Işık hızına yakın bir hızda hareket eden iki asker farz edelim. Koca bir memleketin sınırlarını korumak için bu iki nöbetçinin devriyesi yeter. Sınırda boşluksuz olarak dizilmiş milyonlarca asker olarak gözükecektir. Atom içindeki elektronlar ve daha nice zerreler de böyledir. Kendi çapına göre koca bir mülkü Rabbinin askeri olarak dolaşarak zabteder. Sayıdan ziyade hız ve hizmetin önemli olduğunu bizlere ders verir. Kendisine tayin edilen âlemde sür’atli hareketiyle sınırları muhafaza eder, burçlarında Âlemlerin Rabbinin bayrağını dalgalandırır. Elindeki bayrak ve lisanındaki “Bismillah” ile açılmaz kapılar açılır, koca Güneş’te çalıştığı gibi bir çiçekte ve gözbebeğimizde de çalışır.

Zerrenin hareket ve tahavvülünde maksat ve hikmeti ve onlardaki esrarı bilmek, onların ibadet ve tesbihatlarına “ettahiyyatü” sırrı ile ortak olmak ve zikirlerinde serzakir olmaktır. Ahiret âlemine liyakat kesbetmek için devam ettikleri nurânî yolculukta ders arkadaşı olmaktır.

hasangunes@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir